Yahya Kemal'in İstanbul'u: Bir Şiir Haritasında Gezinti
Bir şairin bütün bir şehri "vatan" ilan ettiği ender anlar vardır edebiyat tarihinde. Yahya Kemal Beyatlı için bu şehir İstanbul'dur ama onun İstanbul'u turistik bir silüetten ibaret değildir. O, şehri semt semt, tepe tepe, iskele iskele yaşar; her köşeye ayrı bir zaman katmanı, ayrı bir ruh hali yükler. "Aziz İstanbul" adını taşıyan şiirinde söylediği gibi:
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Tek bir semtini sevmek bile bir insana bir ömür yeter. Onun mısralarında iz bırakan yerleri gerçek bir gezi güzergâhı gibi kurmayı, okuru o coğrafyada dolaştırmayı deniyorum dizeleri aktarmadan, ama onların bıraktığı ışığı takip ederek yazmak istedim.
Suriçi: Tarihin Nefes Aldığı Sokaklar
Güzergâhın kalbi kuşkusuz Süleymaniye'dir. Şairin en çok bilinen şiirlerinden biri olan "Süleymaniye'de Bayram Sabahı", bir bayram sabahı caminin kubbesi altında geçmişle bugünün iç içe geçtiği o eşiği anlatır:
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Süleymaniye burada sadece bir mimari eser değil, dokuz asırlık bir milletin hafızasının toplandığı bir sahnedir. Bugün bir gezgin için de aynı öneri geçerlidir: caminin avlusuna sabah erken saatte, şehir henüz uyanmadan girmek.
Oradan aynı adı taşıyan şiiriyle Kocamustafapaşa'ya ve "Atik Valide'den İnen Sokakta" ki dik yokuşlara doğru yürünebilir. Şairin tarihe ve maneviyata olan bağlılığının en yoğun hissedildiği köşelerdir bunlar:
İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,
Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti
Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fukara kızcağızları
Az çok yakında hissettiriyor top ve iftarı.
Karşı kıyıda, Üsküdar ayrı bir parantez açar. Yahya Kemal, ölümünden sonra derlenen deneme kitabı "Aziz İstanbul’da, Galata'dan Üsküdar'a geçen bir yolcunun, şehrin sükûnetine adım atar atmaz kendini bir tür tefekkür haline bıraktığını anlatır;
Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
Sakin sokakları, ferahlatıcı cami avluları ve Karacaahmet'in çevresiyle Üsküdar'ı neredeyse öte-dünyalı bir şehir gibi tarif eder. Bu satırlar, hâlâ Üsküdar sahilinde akşamüstü oturup Boğaz'ı seyredenler için şaşırtıcı derecede güncel kalıyor. Semtle ilgili şiirlerinden ikisi de doğrudan bu bağı taşır:
İstanbul'un Fethini Gören Üsküdar
İstanbul'un Fethini Gören Üsküdar
Üsküdar bir ulu rüyâyı görenler şehri,
Seni gıptayle hatırlar vatanın her şehri,
Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü.
Üsküdar'ın Dost Işıkları
Sizlersiniz bu ân'ı ışıklarla Türk eden!
Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden.!
Gönlüm, dilim, kanım ve mizâcımla sizden'im;
Dünya ve âhirette vatandaşlarım benim.
Boğaziçi: Rüyanın Coğrafyası
Yahya Kemal'in şiirinde Boğaziçi, gerçek bir mekândan çok bir düş ülkesidir. Kandilli, "Gece" ve "Akşam Musıkisi" adlı iki ayrı şiirinde neredeyse gümüş bir yoldan varılan, hayal ağaçlarıyla, durgun suda dinlenen yamaçlarıyla kurulu bir rüya-semt olarak belirir; akşam çöktükçe orada yeni bir rüyanın başladığı hissedilir. Bugün Kandilli'nin sahil şeridinde, eski yalıların gölgesinde yürüyen biri, o "rüya" tanımının nereden geldiğini kolayca anlar.
Güzergâh buradan Göksu, Kanlıca, İstinye, Çubuklu, Emirgân ve Hisar ile devam eder şairin şiirlerinde adı geçen, her biri kendi ışığını taşıyan koylar ve yamaçlar. Bebek ve Boğaz'ın Kavaklar'a uzanan hattı da aynı şiirsel coğrafyanın parçasıdır. Bir günlük Boğaz turu planlayan biri için bu, aslında hazır bir şiir rotasıdır: sabah Kandilli, öğle Kanlıca'da bir mola, akşamüstü Emirgân'da çınarların altı.
Anadolu Yakasının Bahçeleri
Şehrin daha içeride kalan, bahçeli sırtlarında da Yahya Kemal'in imzası vardır. Fenerbahçe, aynı adı taşıyan şiirinde baharın koca bir zümrüde çevirdiği, üç yanı denizle sarılı bir cennet köşesi gibi resmedilir. Erenköy ve İç Erenköy, "Erenköyü'nde Bahar" adlı şiirde benzer bir coşkuyla anılır. Göztepe, Moda, Maltepe ve Yakacık da aynı yakanın, şairin defalarca döndüğü semtleridir. Bugün bu bölgede yürüyen biri, sahil boyunca uzanan bahçeli sokaklarda hâlâ o "bahar cenneti" hissini yakalayabilir — özellikle erguvanların açtığı nisan sonuyla mayıs başında.
Adalar: Uzaktan Bakılan Cennet
Şairin coğrafyasında Adalar da yer alır; kalabalık İstanbul'dan kısa bir tekne mesafesinde, ama zihinsel olarak bambaşka bir dünyadır. Yahya Kemal'in şehri bir bütün olarak algılayışında Adalar, tıpkı Boğaz'daki koylar gibi, kentin gürültüsünden çekilip bakılan bir sükûnet noktasıdır.
Küllük Kahvesi: Mısraların Konuşulduğu Masa
Bir "kahvehane" durağı arıyorsak, güzergâhın en canlı noktası hiç şüphesiz Beyazıt'taki Küllük Kahvesi'dir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Beyazıt Camii'nin gölgesinde, çınarların altında kurulu bu kahvehane, dönemin önde gelen yazar ve şairlerinin — Sait Faik'ten Reşat Nuri'ye, Yahya Kemal'den Nâzım Hikmet'e kadar — düzenli olarak bir araya geldiği bir edebiyat meclisiydi. Yandaki Emin Efendi Lokantası'nda karınlarını doyuran edebiyatçılar, ardından Küllük'te çaylarını, kahvelerini yudumlayarak saatlerce edebiyat tartışırlardı. Hatta kahvenin müdavimlerinin çıkardığı derginin adı için Yahya Kemal "Kayık" ismini önermiş, sonunda dergi "Küllük" adını almıştı.
Bugün o kahvehane fiziksel olarak yok, ama Beyazıt Meydanı'nda, caminin gölgesinde bir çay molası vermek, o edebiyat sohbetlerinin hayaletiyle aynı havayı paylaşmak demektir.
Sofra: Yazılmayan Ama Hissedilen Kültür
Yahya Kemal'in mısralarında bir yemek tarifi ya da meze listesi aramak boşunadır — onun sofrası, doğrudan tarif edilmekten çok, mekânların atmosferine sinmiş bir arka plandır. Ama şiirlerinde adı geçen coğrafya, tesadüf değil ki bugün de İstanbul'un yeme-içme hafızasının en yoğun olduğu hatla örtüşüyor: Kanlıca'nın yoğurdu, Boğaz'ın balıkçı iskeleleri, Üsküdar'ın esnaf lokantaları, Kadıköy tarafının yüz yıllık sofraları. Şairin "rüya" dediği bu kıyı şeridinde bugün bir sofraya oturmak, onun şiirsel coğrafyasını damakta da devam ettirmek gibi bir şey.
Bir Günlük Rota Önerisi
Bu şiir haritasını tek günde özetlemek isteyenler için kısa bir güzergâh:
- Sabah — Süleymaniye Camii avlusu, ardından Beyazıt Meydanı (Küllük Kahvesi'nin hayaleti)
- Öğleye doğru — Vapurla Üsküdar'a geçiş, sahil boyunca sessiz bir yürüyüş
- Öğleden sonra — Kandilli–Kanlıca–Emirgân hattında Boğaz turu
- Akşamüstü — Fenerbahçe ya da Moda'da deniz kıyısında bir mola
Yahya Kemal'in İstanbul'u, gezilecek bir şehirden çok, yeniden okunacak bir şehirdir ve bu rota, aslında onun mısralarının bıraktığı sessizliği takip etmekten başka bir şey değil.







Lütfen Bekleyin.