Arpalık ve Ayasofya
Osmanlı döneminde kamu görevlerini üstlenenlere ayrılan kaynaklara arpalık adı verilirdi. İlginç bir geçmişi vardır. İslam Ansiklopedisine göre; “…Başlangıçta arpa ile ilgili yani bir kısım devlet büyüğünün ve atlarla savaşa katılan kuvvetlerin hayvanlara verilen arpa parasını ifade eden bir kelime iken sonradan aynî veya nakdî tahsisatı belirten bir terim haline gelmiştir. Arpalığın Osmanlı Devleti’nde ne zaman verilmeye başlandığı ve buna benzer bir tahsisatın daha önce hangi devletlerde görüldüğü kesin olarak bilinmemektedir.”
Kamu görevlilerine ya da yaygın deyişle “ileri gelenlere” kaynak aktarma biçimi süreç içinde değişikliklere uğradı.
Uzun süren Celali ayaklanmalarının nedenlerinin başında, bu haksız kaynak aktarımı olduğu kabul edilir.
Osmanlı’nın son yüzyılında Fransız ihtilalinin de etkisiyle yoğunlaşan reform uygulamaları. Cumhuriyet döneminde sürdü. “Aşar Vergisinin” 1925 yılında kaldırılmasıyla, ayrıcalıklı kesimlere kaynak aktarımı da tarihe karışmıştı.
12 Eylül darbesiyle kamu sektörünün ticari etkinlikleri sınırlandı. Bu kez piyasa ekonomisi başlığı altında, özelleştirme uygulamaları gündeme geldi. Siyasal iktidarlar belirledikleri kesimlere; farklı başlıklar altında Osmanlı “arpalıklarını” güncelleyerek, hayata geçirdiler. Havaalanları, otoyollar ve limanlar ile başlayan uygulamalar ve özellikle madenler için seçilenlere tanınan, adrese teslim ayrıcalıklarla (=imtiyaz) yeni bir boyut kazandılar.
Kamuoyunda yeterince tartışılmayan, eskinin arpalıklarını anımsatan bir gelişme daha var. Dünyada serbest rekabetin en yoğun olduğu alanda; turizmde hayata geçirildi. Müze kimliği 2020 yılında ortadan kaldırılarak tekrar camiye dönüştürülen Ayasofya, 2023 yılında müze işlevini üstlenecek biçimde hibrit bir uygulamayla bir kez daha ziyarete açıldı. İstanbul’a gelen özellikle turistlerin ilgileri ise artarak devam etti.
Ayasofya’ya paralel olarak, Hipodrom’un tam ortasında, daha önce bir kamu kurumuna ait -eski defter-i hakani- binasında, bu kez özel bir girişimle, DEM Müzecilik tarafından Ayasofya Sanal Müze açıldı. Ancak sanal müze yeteri kadar ilgi görmedi. Bunun üzerine olacak, Ayasofya ve Sanal müze için kombine bilet uygulamasına gidildi. Hem sanal ortamda ve hem de her iki müzede satılan kombine biletle sanal müzeye ilgi yaratılmak istendi.
Ancak bu da yeterli olmayınca bu kez, asıl ziyaret noktası olan Ayasofya bilet satış noktasında 25 Avroluk giriş bileti yerine 50 Avroluk kombine bilet satışının zorlandığı iddiaları sanal ortama düştü. İddialar hafta başında Turizm Gazetesinde de haber olarak yer aldı ve ayrıca günlük basına da yansıdı.
DEM adlı kuruluşta hakim ortak görünen kişinin geçmişte dış mekanlarda hizmet veren, tv ekranları üreten bir şirkette ortaklığı biliniyor. Turizm ile ilgisinin; görevdeki Sayın Bakanın daha önce turizm şirketindeki ortağının (ikizinin ) bacanağı olmanın ötesine geçtiğine ilişkin somut bilgi de bulunmuyor.
Ayasofya Türkiye’nin en fazla ziyaretçi alan ilk üç müzesi arasında yer alıyor. Yetmemiş olmalı ki, kayırılan bu şirket Efes Müzesinde de benzer bir uygulamayla, etki alanını genişletmiş.
Bitmedi..
Son günlerde İBB’den alınarak, Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilen, Yerebatan Sarnıcı da DEM üzerinden ziyarete açılıyor. Web sitesinde bu şirketin Bakanlık şemsiyesi altında olduğunu gösteren, logolar ve ifadeler yer alıyor.
Ne dersiniz? Gelişmeler Osmanlının arpalık düzeninin yeniden hayata geçirildiğini düşündürüyor mu?







Lütfen Bekleyin.