• 13 Ekim 2026 12:33
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Bir Kenti Masaya Yatırmak: Nizamettin Şen'den

Bu yazıyı dinleyin
Hüsamettin Oğuz 13 Ekim 2026 Bir Kenti Masaya Yatırmak: Nizamettin Şen'den

Bu sabah kahvemi aldım, masama oturdum ve önümde kadim dostum Nizamettin Şen'in kitabı vardı. Sıradışı Turizm Yazıları: Kentin Anatomisi. Sayfaları çevirdikçe kendimi bir kentin içinde yürürken buldum. Antalya'nın sokaklarında, bahçelerinde, çarşısında. Hem de hiç yerimden kalkmadan.

Nizamettin Şen'i yıllardır tanırım. Turizmcidir, yazardır, ama bence en çok da Antalya'nın gönüllü bekçisidir. Onunla bir masaya oturdunuz mu, konu nereden başlarsa başlasın bir şekilde Antalya'ya varır. Bu kitap da biraz o sohbetlerin kâğıda dökülmüş hali gibi geldi bana.

Kitabın çıkış noktası basit ama cesur bir fikir: Kent bir insandır. Kokusu var, sesi var, gözü var, damak tadı var, hafızası var. Nizamettin Şen "anatomi" kelimesinin Yunancada "kesmek, kökü çıkarmak" anlamına geldiğini hatırlatıyor ve Antalya'yı tam anlamıyla masaya yatırıyor. Neşteri eline alıyor. Katman katman açıyor.

Kitap 2022'de Ekin Yayınları'ndan çıktı. 160 sayfa, elinize rahat oturan bir boyutta. Kitabın omurgasını oluşturan "kent anatomisi" yazılarının ilki 2012'de Turizm Gazetesi'nde yayımlanmış. Sonrakiler yıllar içinde eklenmiş, en sonuncusu 2022 tarihli. On yıla yayılan bir yolculuk yani. Bana göre kitabı asıl değerli kılan da bu. Bir yazar aynı kente on yıl boyunca aynı dikkatle bakmış, aynı sevgiyle kızmış.

Yayınevinin tanıtımında güzel bir tespit var: Yazarın gündeme getirdiği konular "ülke ve üniversitelerin gündeminin epey ilerisinde." Buna katılıyorum. Nizamettin Şen daha ilk yazısında Türkiye'de neredeyse her kentte üniversite olduğu halde, hiçbirinin kendi kentinin anatomisini çıkarmaya uğraşmadığını söylüyor. Kitabın biraz da bu boşluğu doldurmak için yazıldığını düşünüyorum. Teşhis koyuyor, ardından tedavi öneriyor.

İlk durak koku. Nizamettin Şen'e göre Antalya narenciye ve sedir kokar. Portakal, turunç, mandalina, bergamot... Bir de Toroslar'dan inen sedir kokusu. Kitapta en sevdiğim sahne burada geçiyor. Otuz yıldır tatile gelen İsveçli bir aile, bir gün ona kentin kokusunun kaybolduğunu söylüyor. Nizamettin Şen o an çok utandığını yazıyor. Kendisi de fark etmiş aslında ama yüzüne söylenmesi "bir tokat gibi" patlamış. Sonrası daha da güzel. Kent logosunun portakaldan yapılmasını öneriyor ve öyle oluyor. Sosyal medyada başlattıkları hareketle önce bin, sonra beş bin narenciye fidanı dikiliyor. Yazı yazı olarak kalmıyor. Hayata karışıyor.

Sonra ses geliyor. Otuz kentin sesini arşivleyen Alman ses tasarımcısı Hans Ulrich Werner'den, Venedik'te sular yükselince çalan sis düdüğünden bahsediyor. Antalya'nın sesini sorduğunuzda verdiği cevap tek kelime: Su. Arıklar, şelaleler, dereler, dalgalar. Bu sesi bozan tek şey ise motosiklet. Yazıyı yazarken bile pencerenin altından geçen motosikletten rahatsız olduğunu itiraf ediyor. Bu küçük not beni çok güldürdü. Kitabın samimiyeti tam da böyle anlarda kendini ele veriyor.

Göz bahsine gelince kalem biraz sertleşiyor. Kaleiçi'nin bahçeli evlerinin kentin hiçbir yerinde tekrar edilmediğini, apartmanların "birbirinin rüzgârını bile kesen" beton yığınlarına dönüştüğünü anlatıyor. Tabela kirliliğine ayrı bir yazı açmış neredeyse. "Tabela ne kadar büyükse o kadar inandırıcıdır anlayışı aslında büyük yalandır" diyor. Akdeniz kentlerinde kendi çakıl taşlarımız dururken beyaz nehir taşı modasına, Uzakdoğu'dan gelen bonzai özentisine de takılmadan geçmiyor. Okurken kendi kentimin tabelalarını düşündüm, itiraf edeyim.

Tat bölümü ise iştah açıyor. Barselona'yı, San Sebastian'ı örnek veriyor. Michelin yıldızlı lokantaların yanında esnaf lokantasının da ünlü olabileceği bir kent hayal ediyor. Akdeniz'in zeytin, buğday ve üzüm üçlüsüne Toros Yörükleri'nin yoğurdunu, Arap mutfağından gelen tahini ve sarımsağı ekliyor. Ortaya çıkan şey bir hazine. Ama sahip çıkılmayan bir hazine. "Sahip olduklarınızı paylaşmazsanız bir süre sonra o sizin de olmaz" cümlesinin altını iki kere çizdim.

Burada dikkatimi çeken şu: Nizamettin Şen hiçbir bölümde sadece şikâyet etmiyor. Her eleştirinin yanına bir öneri, bir örnek, bir isim koyuyor. Hafıza yazısında Antalya'nın yerel tarihçisi Hüseyin Çimrin'i, Sarıyer'in İbrahim Balcı'sını anıyor. Kepez'de açılan Kent Müzesi'ne teşekkür ediyor. "Kent yeni, hafıza eski" diye ince bir espri yapıp asıl söylemek istediğini en sona saklıyor: "Belleğini yitirenin ne bilinci yerindedir ne de kimliği."

Flora ve fauna bölümleri bir doğa yürüyüşü gibi. Bin yedi yüz yaşını aşmış sedirler, Gedelme Çınarı, Şah Ardıç... Türkiye'de üç bin endemik bitki varken İngiltere'de bir tane bile yok. Bir de çok sevdiğim bir itiraf var. Flamingo görmek için kalkıp İspanya'daki Doñana Milli Parkı'na gidiyor, tek bir flamingo göremeden dönüyor. Sonra İzmir'de, Çamaltı Tuzlası'nda yüzlercesini izliyor. Kendine güldüğü bu anı okurken ben de güldüm. Uzakta aradığımız çoğu şey burnumuzun dibinde aslında.

Renk yazısında Antalya'nın renginin turuncu olduğunu söylüyor, Hollanda bayrağında turuncu olmadığı halde ülkenin turuncuyla anıldığını hatırlatıyor. Sonra bize dönüp soruyor: Dünyada adımızla anılan turkuazı biz nerede kullanıyoruz? Güzel soru. Cevabını bilmiyorum.

Kitabın son kısımlarında kent edebiyatı ve karbon ayak izi var. Baki Süha Ediboğlu'nun pek bilinmeyen Antalya şiirini, Hakan Günday'ın Antalya'da geçen ilk romanı Malafa'yı, Şükran Yiğit'in 1980'lerin Antalya'sını anlatan Burası Radyo Şarampol'ünü okura hatırlatıyor. Karbon ayak izi yazısına ise Erzurumlu bir dedenin küresel ısınma hakkındaki esprisiyle başlıyor ve oradan sera plastiklerine, çöp ithalatına uzanıyor. Ağır bir konuyu bu kadar hafif bir girişle açabilmek de ayrı bir hüner.

Kanaatimce bu kitap sadece Antalyalılar için yazılmamış. Belediye başkanları okumalı, şehir plancıları okumalı, turizmciler okumalı. Ama en çok da kendi kentine bakmayı unutmuş herkes okumalı. Ben kitabı kapattığımda aklım Balıkesir'e gitti. Bizim kentin kokusu ne? Sesi ne? Hangi renkle anılıyoruz? Bu soruları kendime sorduğumu fark ettim. Bir kitabın okura bundan daha güzel bir hediyesi olabilir mi, bilmiyorum.

Nizamettin Şen kitabın bir yerinde şöyle diyor: "Zenginliğiniz kimliğinizdedir." Kentin Anatomisi tam olarak bu kimliği arayan bir kitap. Elinize alın, kendi kentinizi de yanınıza alarak okuyun.

Sıradışı Turizm Yazıları: Kentin Anatomisi · Nizamettin Şen · Ekin Yayınları, 2022, Kitabın edinmek için tıklayın 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz