• 01 Eylül 2026 23:12
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

İki Balıkçı, Tek Kayalık: Halikarnas'ın Yirmi Dört Yüzyıllık Yankısı (Herodot ile Halikarnas Balıkçısı arasında, hiç yaşanmamış ama olabilecek bir konuşma)

Bu yazıyı dinleyin
Hüsamettin Oğuz 01 Eylül 2026 İki Balıkçı, Tek Kayalık: Halikarnas'ın Yirmi Dört Yüzyıllık Yankısı (Herodot ile Halikarnas Balıkçısı arasında, hiç yaşanmamış ama olabilecek bir konuşma)

Aynı koya bakan aynı kayalık. Aradaki fark yalnızca zaman: yaklaşık iki bin dört yüz yıl. Biri MÖ 484 dolayında bu kıyıda doğmuş, adını taşıdığı kentten “Halikarnaslı Herodot” diye anılmış, tarihin babası olmuş. Öbürü 1925'te, İstiklal Mahkemesi'nin kararıyla üç yıllığına bu kıyıya sürülmüş, sonra kendi isteğiyle geri dönüp ölene dek buradan ayrılmamış, mahlasını yine bu kentin eski adından almış: Halikarnas Balıkçısı. İkisi de aynı kayayı, aynı ışığı, aynı tuzu tanımış. İkisi de bu kentin adını kendi adlarının önüne koymuş — biri doğduğu için, öbürü seçtiği için.

Ne olurdu, bugün, o kayalıkta karşılaşsalardı? Bi’ kulak verelim bakalım!

HERODOT — Beni bu topraktan koparıp götürdüler, çocukken. Babamın ailesi Likdamis'e karşı çıktı diye Sisam'a sürüldük. Döndüm bir kez, otuz yaşlarımda, ama kent bana dar geldi ya da ben kente — bilmiyorum artık. Bir daha hiç dönmedim. Mısır'a gittim, Babil'e, Karadeniz'e, Trakya'ya. Gördüğüm her şeyi yazdım, “historia” dedim buna soruşturma, araştırma. Sonunda İtalya'da, Thuri'de topraklandım, orada öldüm. Halikarnassos benim için bir çıkış noktasıydı sadece. Sürgün beni dünyaya fırlattı.

BALIKÇI — Bana tam tersi oldu. Ben bu kente sürgün olarak geldim. Cezaevindeydim, “İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler” diye bir hikâye yazmıştım, asker kaçırmaya teşvikten yargılandılar beni. Kalebent olarak gönderdiler Bodrum'a senin kentine, Herodot, ama artık adı değişmişti. Bir yıl kaldım, İstanbul'a döndüm cezamı tamamlamaya. Sonra 1928'de, tahliye olur olmaz, kimse zorlamadan, kendi ayaklarımla geri geldim. Bir daha da gitmedim, ta 1947'ye kadar. Sürgün beni dünyadan koparıp bir tek yere kilitledi. Ve ben o kilide âşık oldum.

HERODOT — Tuhaf. Aynı kayalık, iki ters yön. Ben senin sürgününü özgürlük sayardım — ben de öyle bir sürgün isterdim, beni bir yere hapseden değil, dünyaya salan bir sürgün.

BALIKÇI — Sen de benim özgürlüğümü hapis sayardın belki. Ama ben denize başka türlü baktım. Sen ufka doğru, yatay gittin — Mısır'a, Trakya'ya. Ben aşağı indim. Dalgıçlarla dibe. Süngerciler, kayıkçılar, o eski Karya köylüleri onların dilinden dinledim mitosları, denizin dibinden çıkardım hikâyeleri. Sen dünyayı dolaştın, ben bir noktada durup o noktanın dibine indim. İkimiz de “araştırma” yaptık aslında historia dediğin şey benim dalışımdan çok da uzak değil.

HERODOT — Belki ikimiz de balıkçıydık. Ben insan hikâyelerini ağıma düşürdüm, sen de denizinkileri.

BALIKÇI — Bir şey daha var, Herodot. Ben senin adını taşıyorum aslında sen bu kentin adını taşırken ben de kentin senin zamanındaki adını üstlendim, Halikarnassos'u. Türkler burayı Bodrum demiş yüzyıllar önce, ben eski adı geri getirdim, kendime taktım. Yani ben sürgün edildiğim yerin eski, unutulmuş adını yeniden diriltip kendi ismim yaptım. Sen doğduğun kentin adını hiç bırakmadın zaten, ben de bırakmayayım dedim.

HERODOT — Demek kent iki kere adlandı benimle: bir kere doğumumla, bir kere de senin ona geri dönüşünle. Garip bir ölümsüzlük bu kayanın adı bizim yazdıklarımızda yaşıyor, kendi taşında değil.

BALIKÇI — Asıl garibi şu: senin kentin en görkemli anıtı, Mausolos'un o muhteşem türbesi dünyanın yedi harikasından biri sen öldükten sonra dikildi. Sen daha o mermer yığını yokken bu kenti sonsuz kılmıştın zaten, sözle. Sonra deprem yıktı o türbeyi, taşları da beş yüz yıl kadar sonra Rodos şövalyeleri söküp kaleye gömdü bugün Bodrum Kalesi dediğimiz o kale, aslında dağılmış bir harikanın taşlarından örülü. Taş ölümsüzlük vaat etti, yıkıldı. Senin sözün hâlâ ayakta.

HERODOT — Ya seninki?

BALIKÇI — Benimki de söz. Ama benim vaadim taştan değil, tuzdan ve zeytinden. Ben “Mavi Yolculuk” dedim buna sonra, dostlarımla birlikte — mitosu, denizi, bu toprağın insanını yeniden bir aradalık olarak düşündük. Sen dünyayı gezip insanlığın çeşitliliğini kaydettin; biz bu tek koyda oturup insanlığın kadim, ortak damarını aradık. İkimiz de aynı şeyi yaptık belki: kayboluşa karşı yazmak.

Bitirirken…
Ne Herodot bu kayalıkta bugün konuşabilir, ne Balıkçı. İkisi de artık kayanın kendisi kadar sessiz. Ama ikisinin de adı hâlâ aynı suyun üstünde duruyor biri “tarihin babası” diye, öbürü “Halikarnas Balıkçısı” diye. Aralarındaki yirmi dört yüzyıl, bu koyda akan suyun bir çırpıntısından ibaret. Biri buradan dünyaya açılmış, öbürü dünyadan buraya kapanmış; ama ikisi de sonunda aynı yere varmış: adını bu kayaya, bu kayayı da kendi adına vermiş bir söz.

Belki de Halikarnas'ın gerçek harikası ne mermer türbeydi, ne kale duvarları. Belki gerçek harikası, aynı kayalığın iki adamı, iki bin dört yüz yıl arayla, aynı işi yapmaya ikna edebilmesiydi: susan şeyi konuşturmak.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz