• 29 Eylül 2026 09:56
  • 1
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Vincent Ewing Diye Biri Yoktu: Nihal Yeğinobalı

Bu yazıyı dinleyin
Hüsamettin Oğuz 29 Eylül 2026 Vincent Ewing Diye Biri Yoktu: Nihal Yeğinobalı

Çocukluğumda evimizde, kitaplığın en alt rafında kapağı solmuş bir roman dururdu. Büyükler onu okurken sesini alçaltır, biz yaklaşınca sayfayı çevirirdi. Kapakta yabancı bir erkek adı yazıyordu, altında da küçük harflerle "Çeviren: Nihal Yeğinobalı." Yıllar sonra o kitabın hiçbir dilden çevrilmediğini, o yabancı adamın hiç var olmadığını öğrendiğimde içimde hem bir çocuk sevinci hem de bir yetişkin hayreti uyandı. Türk edebiyatının en zarif sırlarından biri, yarım asır boyunca herkesin gözü önünde saklanmıştı.

Reddedilen Bir Kız, İcat Edilen Bir Adam

Nihal Yeğinobalı 1927'de Manisa'da doğdu, sekiz yaşında İstanbul'a geldi. Arnavutköy'deki Amerikan Kız Koleji'nden 1945'te mezun olduğunda elinde iki servet vardı: kusursuz bir İngilizce ve kitaplara karşı hiç sönmeyen bir tutku. Bir yıl sonra, henüz on sekizindeyken, ilk çevirisi yayımlandı.

Ama o yalnızca çevirmek değil, yazmak da istiyordu. Bir roman yazdı: bir tiyatro okulunda geçen, genç kızların duygularını, arzularını ve çekici bir öğretmen etrafında dönen ilişkilerini anlatan bir hikâye. Yayıncılar onu yazar olmak için fazla genç buldu. Kapılar birer birer kapandı. Üstelik romanda dönemine göre cesur sahneler vardı ve bu satırların genç bir kızın kaleminden çıktığının bilinmesi, o yılların Türkiye'sinde kolay sindirilecek bir şey değildi.

O zamanlar okur çeviri romanlara bayılıyordu. Nihal de bunu fırsata çevirdi. Vincent Ewing adında hayalî bir Amerikalı yazar yarattı ve kendi romanını onun eserinden yapılmış bir çeviri gibi yayıncıya sundu. Yayıncı kabul etti. Genç Kızlar, 1950'de "Vincent Ewing'den çeviren Nihal Yeğinobalı" imzasıyla raflara çıktı.

Burada dikkatimi çeken şu: Aynı kelimeler, aynı cümleler, aynı hikâye... Yazar olarak reddedilen genç kız, çevirmen olarak kabul görmüştü. Değişen tek şey kapaktaki isimdi. Bana göre bu küçük ayrıntı, dönemin edebiyat dünyasına dair ciltlerce kitaptan daha çok şey anlatıyor.

İki Evlilik Teklifi ve Bir Sır

Kitap kısa sürede çok satanlar arasına girdi. Okurlar Vincent Ewing'in başka kitaplarını sordu. Genç çevirmen önce gerçeği bir gün açıklamayı düşündü, ama başarı büyüyünce susmayı seçti.

Bu sırrın en tatlı yan etkisini yıllar sonra bir söyleşide kendisi anlattı: Genç Kızlar'ın "çevirmeni" olarak iki evlilik teklifi almıştı. Okurlar romanın incelikli diline hayran kalmış, bu dili Türkçeye "aktaran" genç kadına gönüllerini kaptırmıştı. Oysa hayran oldukları dil baştan sona onundu. Kanaatimce hikâyenin bütün ironisi bu sahnede saklı: Övgü bile ona dolambaçlı bir yoldan, başkasının adı üzerinden ulaşıyordu.

Maskenin Ardındaki Cesaret

Genç Kızlar'ı bugün okuyan biri, romanın neden bu kadar ses getirdiğini ilk sayfalarda anlıyor. Tiyatro okulunun koridorlarında dolaşan kızlar ilk aşklarını, kıskançlıklarını, arzularını keşfediyor ve bütün bunlar o yılların Türk romanında pek görülmeyen bir açıklıkla anlatılıyor.

İşin tuhaf yanı şu: Okur bu açıklığı yadırgamadı, çünkü hikâyenin bir Amerikalının kaleminden çıktığını sanıyordu. Aynı satırların genç bir Türk kızına ait olduğu bilinseydi, tepkiler bambaşka olurdu. Tam da bu nedenle Vincent Ewing'i basit bir pazarlama hilesi olarak görmüyorum. O maske, genç bir kadının kendi duygularını sansürsüz yazabilmesinin tek yoluydu.

Aslında bu, edebiyat tarihinde yalnız bir örnek değil. Brontë kardeşler romanlarını erkek adlarıyla yayımlamış, Mary Ann Evans George Eliot olmuştu. Ama Nihal Yeğinobalı bir adım daha ileri gitti. Yalnızca adını değil, bütün bir yazar kimliğini, bir milliyeti, hatta var olmayan bir orijinal metni icat etti. Maske yüzünü gizledi ama sesini özgürleştirdi.

Roman 1963'te Nevzat Pesen tarafından sinemaya da uyarlandı. Filmde Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit oynadı, Ediz Hun ilk kez kamera karşısına geçti. Salonlar dolarken jenerikte yine Vincent Ewing'in adı yazıyordu. Gerçek yazar hâlâ gölgedeydi.

Kuşakların Türkçesi

Nihal Yeğinobalı sonra bir Amerikalı sinemacıyla evlendi, sekiz yıl Amerika'da yaşadı, New York'ta edebiyat okudu. Döndüğünde çevirmenliği bir meslekten öte bir sanata dönüştürdü. Jane Austen, Charles Dickens, Lewis Carroll, Oscar Wilde, John Steinbeck, Iris Murdoch... Kuşaklar boyunca pek çok okur bu yazarları onun Türkçesiyle sevdi, ama kapaktaki o küçük harfli adın ardındaki hikâyeyi hiç bilmedi.

Bence onun asıl armağanı belki de Vincent Ewing sırrından bile büyük. İyi bir çeviri, bir cümlenin yalnızca anlamını değil, ritmini ve duygusunu da başka bir dile taşımaktır. Austen'ın ince ironisini, Dickens'ın sıcak mizahını Türkçede yeniden kurmak, en az bir roman yazmak kadar yaratıcı bir iş. Nihal Yeğinobalı bu işi bir yazarın titizliğiyle yaptı.

İronik olan da bu. Kendi romanını çeviri diye sunarak çevirmenin o görünmez köşesine bilerek saklandı; sonra da o köşeden, başkalarının eserlerine kendi Türkçesinin rengini kattı. Meseleye buradan baktığımda, onun hayatının yazar ile çevirmen arasındaki o ince çizgiyi baştan sona sorguladığını görüyorum.

Yıllar içinde kendi adıyla da romanlar yazdı: Mazi Kalbimde Bir Yaradır, Sitem, Belki Defne... 1999'da yayımlanan Cumhuriyet Çocuğu'nda ise kendi hayatını anlattı. Cumhuriyet'le yaşıt, onun kazanımlarıyla büyümüş ama görünmez sınırlarını da yaşamış bir kuşağın kızıydı o. Maskenin ardındaki yüz, bu kitapta nihayet kendi sesiyle konuşuyordu.

Elli Dört Yıl Sonra

Gerçeğin resmen kapağa yansıması 2004'ü buldu. Can Yayınları Genç Kızlar'ı yeniden bastığında Vincent Ewing'in yanına ilk kez Nihal Yeğinobalı'nın adı yazar olarak eklendi. Tam elli dört yıl sonra.

Ben burada başka bir soru görüyorum: Bu sırrı yarım asır taşımak ona ne hissettirdi? Bir yanda kendi eserinin başarısını başkasının adıyla izlemenin buruk hüznü, öte yanda bütün bir edebiyat dünyasını zekice bir oyunla atlatmanın gizli keyfi. Bence ikisini birden yaşadı.

Nihal Yeğinobalı, Mart 2020'de, doksan iki yaşında İstanbul'da aramızdan ayrıldı ve Çeşme'de toprağa verildi. Vedası, dünyanın salgınla sarsıldığı günlere denk geldiği için hak ettiği yankıyı bulamadı.

Bana kalırsa buradaki asıl mesele, kapaktaki adın gücü. Bir isim bir kitabın kapısını açabilir de kapatabilir de. Nihal Yeğinobalı kapalı kapıyı açmak için bir anahtar icat etti; o anahtarın adı Vincent Ewing'di. Şimdi o kapıdan geçerken anahtarı yapan ele teşekkür etmenin zamanı çoktan geldi. Çocukluğumdaki o solgun kapaklı kitabı hatırladıkça, alt raftaki sırrın aslında bir kadının sabrı olduğunu düşünüyorum.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz