Kocaeli Kitap Fuarı’nda Geleceği İyilikle İnşa Etmek
Yıllar önce bir kasım akşamı, hiç tanımadığım bir Anadolu kasabasında otobüsümü kaçırmıştım. Bir sonraki sefere iki saat vardı ve gökyüzü sanki bütün yılın yağmurunu o akşama saklamıştı. Garajın karşısındaki küçük bir kırtasiyenin saçağına sığındım. Dükkânın sahibi, gözlüklerini burnunun ucuna indirmiş yaşlı bir adam, bir süre beni izledikten sonra kapıyı açtı: “Gel, içeride bekle, çay da demlendi.”
İki saat boyunca kitaplardan, kasabanın eski günlerinden, çocuklarından konuştuk. Otobüsün saati gelince elime siyah bir şemsiye tutuşturdu. Geri getiremeyeceğimi söyledim. Gülümsedi: “Bana getirme. Bir gün yağmurda kalmış birini görürsen ona verirsin.” O şemsiyeyi yıllarca taşıdım. Sonra bir gün, bir tren istasyonunda ıslanan genç bir öğrenciye uzattım ve kırtasiyecinin cümlesini aynen tekrarladım. O şemsiye şimdi kimin elinde, bilmiyorum. Ama bir iyiliğin, onu yapanın hiç göremeyeceği bir geleceğe doğru yol aldığını o gün öğrendim.
3–11 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın özel oturum başlıkları arasında “Geleceği İyilikle İnşa Etmek” başlığını görünce o siyah şemsiye yeniden aklıma geldi. 10 Ekim Cumartesi saat 16.00’da Akçakoca Salonu’nda Reshad Strik ve Gamze Özçelik bu başlık altında okurlarla buluşacak. Tarihi, romanları ve hatıratları konuşmak için toplanan bir fuarın, sözü sonunda iyiliğe getirmesi… Bana göre bu, temanın en yumuşak ama en derin cümlesi.
Gümüş Şamdanlar
Edebiyat tarihinin en güzel iyilik sahnelerinden biri, Victor Hugo’nun Sefiller’indedir. Yıllarını kürek mahkûmu olarak geçirmiş Jean Valjean, kendisine kapısını açan Piskopos Myriel’in evinden gümüş takımları çalar. Jandarmalar onu yakalayıp piskoposun karşısına getirdiğinde yaşlı adam kimsenin beklemediği bir şey yapar. Gümüşleri ona kendisinin verdiğini söyler, üstelik unuttuğu şamdanları da uzatır.
Buradan şunu çıkarıyorum: Tek bir iyilik, bir insanın bütün geleceğini değiştirebilir. Jean Valjean romanın geri kalanında o şamdanların taşıdığı borcu ödemek için yaşar ve kendisi de başkalarının hayatına dokunan birine dönüşür. Fuarın 2 Ekim akşamki “İnsan Hatırlar” açılış programında Hugo’nun eserlerinden de hareket edilecek olması, bu sahneyi hatırlamak için güzel bir vesile. İnsan hatırlar; kendisine yapılan iyiliği de, o iyiliğin kendisinden beklediği sorumluluğu da.
Sadaka Taşının Sessizliği
Bizim medeniyetimizde iyilik, tek tek insanların gönlünde kalmakla yetinmedi; şehrin taşına, suyuna, mimarisine de işlendi. Eski İstanbul’da bazı cami avlularında ve sokak köşelerinde sadaka taşları bulunurdu. Veren, parayı taşın oyuğuna bırakıp giderdi; ihtiyacı olan gelir, ihtiyacı kadarını alırdı. Veren ile alan hiç karşılaşmazdı. Burada dikkatimi çeken şu: İyilik, alanın onurunu da koruyacak şekilde tasarlanmıştı.
Cami duvarlarına kuşlar için oyulan küçük saraylar, yolculara kapısını açan kervansaraylar, susuz kalmasın diye yol kenarlarına yapılan çeşmeler… Hepsi, yapanın ömrünü aşan bir geleceğe bırakılmış iyiliklerdi. Fuarın 6 Ekim’de lansmanı yapılacak kültür yayını Soyut Vatan: Dil, Mimari ve Coğrafya’nın cami, medrese ve kervansaraylardaki mimari sürekliliği anlatması da bu açıdan bana ayrıca anlamlı geliyor. Kanaatimce o yapıları ayakta tutan şey yalnızca taş ve harç değil, onları inşa eden iyilik niyeti.
Ahlâk ile Kazanç Arasında
İyilik yalnızca bağışta değil, gündelik hayatın en sıradan alışverişinde de sınanır. Ahilik geleneği, esnafın malını dürüst tartmasını, çırağına emeğinin karşılığını vermesini, müşterisini aldatmamasını bir ahlâk meselesi olarak görüyordu. Fuarın onur konuğu Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar’ın iktisat tarihini kültür, ahlâk ve zihniyet dünyasıyla birlikte ele alması, hocası Sabri Ülgener’in izinden gitmesi, bu geleneğin akademideki güçlü yankılarından biri.
Fuarın programında bu meseleye tam ters yönden bakan bir isim de var. 4 Ekim’de Akçakoca Salonu’nda okurlarla buluşacak John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’nda ekonomik gücün ülkeleri nasıl borç ve bağımlılık zincirine sokabildiğini kendi tecrübesinden anlatmıştı. Bana kalırsa buradaki asıl mesele şu: Gelecek ya ahlâkı kazancın önüne koyanların ya da kazancı ahlâkın önüne koyanların elinde şekillenecek. Aynı fuarda bu iki dünyanın yan yana konuşulabilmesi, okura kendi tercihini yapma imkânı veriyor.
Yunus’un Çağrısı
İyiliği anlatırken yüzyıllardır dönüp dolaşıp aynı sese varıyoruz. Yunus Emre, sözün en sade hâliyle bütün bu meseleyi iki mısraya sığdırmıştı:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım / Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar hikâyesinde de yeryüzüne düşen bir melek, insanların neyle yaşadığını öğrenmek için bir kunduracının yanında yıllar geçirir ve sonunda cevabı bulur: sevgiyle. Ben burada iki farklı coğrafyanın, iki farklı zamanın aynı hakikate vardığını görüyorum. Geleceği ayakta tutacak olan, dünyanın kimseye kalmayacağını bilerek sevmeyi ve paylaşmayı seçen insanlar.
Neşeli Günlere Dönmek
Fuarın tanıtım programında 30 Eylül akşamı Gebze Millet Bahçesi’nde açık havada Neşeli Günler gösterilecek. Yeşilçam’ın o sıcak filmini hatırlayanlar, anne ile babasının ayrılmasına razı olmayan çocukların aileyi yeniden bir araya getirme çabasını unutmamıştır. Filmi her izlediğimde aynı şeyi düşünürüm: İyilik bazen büyük bağışlarda değil, bir ailenin sofrasını yeniden kurmak için gösterilen küçük, inatçı bir sabırdadır.
Tam da bu nedenle geleceği iyilikle inşa etmenin en küçük ama en sağlam birimi aile. Fuarın 7 Ekim’deki Filistin özel etkinliğinde konuşulacak tanıklıklar da bize, evleri yıkılan, aileleri dağılan insanların yanında durmanın da bir iyilik biçimi olduğunu hatırlatacak. Görmek, kaydetmek ve unutturmamak da bazen bir şemsiye uzatmak kadar hayati.
Şemsiyenin Yolculuğu
O kasabadaki kırtasiyeci şimdi hayatta mı, bilmiyorum. Dükkânı hâlâ orada mı, onu da bilmiyorum. Ama verdiği şemsiyenin bir elden ötekine geçerek hâlâ bir yerlerde birilerini yağmurdan koruduğuna inanmak istiyorum. Bütün bunları yan yana koyduğumda, geleceğin tam da böyle inşa edildiğini düşünüyorum: Birbirini hiç tanımayacak insanlar arasında el değiştiren küçük iyiliklerle.
Meseleye buradan baktığımda fuarın sloganı “Her Kitap Bir Medeniyeti Yaşatır” bana bir iyilik çağrısı gibi geliyor. Çünkü bir kitap da bir şemsiye gibi el değiştirir. Okuduğunuz bir kitabı bir başkasına uzattığınızda, onu hiç göremeyeceğiniz bir geleceğe gönderirsiniz. Kocaeli’deki fuardan çıkarken çantanızdaki kitaplardan birini, okuduktan sonra bir tanıdığınıza, belki de hiç tanımadığınız birine vermeyi deneyin. Ve kırtasiyecinin cümlesini siz de tekrarlayın: “Bana getirme. Bir gün birine sen verirsin.”







Lütfen Bekleyin.