• 06 Ağustos 2022 22:03
  • 0
  • 4 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Sürdürülebilir turizm

Bu yazıyı dinleyin
Bener E. Kavukçuoğlu 06 Ağustos 2022 Sürdürülebilir turizm

 

Bir Kızılderili atasözü der ki:

“Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık.” 

Sürdürülebilirlik kavramı aslında antik dönemlere  kadar uzanan bir geçmişe sahip olmakla birlikte yazılı kayıtlara geçişi ilk olarak 300 yıllık bir geçmişe sahip. Freiberg (Sachsen) madencilerinin başı olan Hans Carl von Carlowitz, 1713 yılında yayınladığı çalışmasında ormanların korunabilmesi için  yeniden yetişecek  miktarda ağaç kesilmesini önererek  ormanların sürdürülebilir kullanımını savunur. 

18’nci yüzyıl itibarı ile başlayan sanayi devrimi,  ya da daha doğru  bir deyişle “tüketim” devrimi modernleşmeyi , modernleşme de yarattığı tüketim ekonomisi ile dünya kaynaklarının aşırı kullanımını / tüketimini  tetiklemiştir. Kapitalist ekonominin kar hırsı bu tükenişi  hergün biraz daha  hızlandırırken,  geri kalmış, gelişmekte olan  ülkeleri de merkezin çevresindeki tüketim topluluklarına dönüştürerek  hem  bu ülkelerin doğal kaynaklarını sonuna kadar sömürmeye, aynı zamanda bu sömürülen kaynaklar sayesinde oluşturulan ürünlerini ve atıklarını da bu ülkelere göndererek,  kendi vahşi  tüketimini tüm dünyaya yaymıştır /yaymaya devam etmektedir. 

İşte bu nedenledir ki Birleşmiş Milletler Örgütü ilk olarak 1972  yılında Stockholm’de Dünya Çevre konferansını  toplamıştır. 

1987 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Brundtland Raporu,  “sürdürülebilir gelişme”yi şu  şekilde tanımlar:

“ Günümüzün gereksinimini karşılarken, mevcut kaynakları , gelecek nesillerin kendi gereksinimini karşılamasını engellemeden, tüketilmeden kullanılmasını sağlayan bir gelişmedir.”

Acıdır ki Kızılderili atasözünün söylenmesinden belki de yüzyıllar sonra modern dünya “ gereksinim “ kavramı ile konuyu metalaştırarak kendince tekrar tercüme etmiştir. Çünkü bahsi  geçen “ihtiyaçlar” insanoğlunun ihtiyaçlarıdır, doğanın  ihtiyaçları bu kavramın içerisinde yoktur.

“Sürdürülebilir Turizm” kavramı ise 1970'lerde hızlanan kitle turizminin olumsuz etkileri ortaya çıkmaya başlayınca, ”Sürdürülebilir Kalkınma”  kavramının içerisinden üretilmiştir. Çünkü turizm, sanayi ve tarım sektörü ile  olan bağlarının yanı sıra, doğal mirasa, çevreye, kültürel mirasa,  ekonomik gelişim ve paylaşıma etki eden çok geniş kapsamlı bir sektördür.  Bu nedenle de “Sürdürülebilir Turizm” kavramı içerisinde ele alınan 3 ana başlık  şu şekildedir (BM Çevre Programı ve Dünya Turizm Örgütü/Metin Kozak s.15) : 

  1. Ekonomik gelişim : Turizm turist çeken bölgelerin / ülkelerin ekonomilerine yerel ve ulusal düzeyde katkı sağlarken,  bu katkının yerelde de  dengeli bir şekilde dağıtılarak, yerel insanların da bu ekonomik faaliyetten uzun süreli faydalanmalarının sağlanması.
  2. Sosyal ve Kültürel yapı : Yerel halkın sosyo – kültürel değerlerine saygı göstererek kültür mirasının ve geleneksel değerlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi.
  3. Çevre : turizmde anahtar bir unsur olan çevresel kaynakları optimal ölçüde değerlendirirken, temel ekolojik sürecin devam ettirilmesi ve doğal miras ile bioçeşitliliğin korunması.

2007 yılında 32 partnerden oluşan bir  organizasyon, “Partnership for Global Sustainable Tourism Criteria” , oluşturulur. 2008 yılında da GSTC (Global Sustainable Tourism Criteria) yukarıda bahsedilen 3 ana hedefe ulaşabilmek için  yapılması gerekenleri alt başlıklar halinde belirler. 

İşte Turizm Bakanı Sn Ersoy’un “ Bakanlık olarak üye olan ilk ülkeyiz” diye  iftihar ettiği GSTC dünya çapında kabul görmüş, sürdürülebilir bir turizmin nasıl gerçekleşmesi gerektiğini anlatan kriterleri derleyen ve üyeülkelerde bu  kriterlerin uygulanmasını takip eden birorganziasyondur. 

GSTC  kriterlerinin uygulanması aşamasında  birinci öncelik kamudur. Kamu  bu  krtiterlerin uygulanabilmesi için gerekli yasal alt yapıyı  oluşturmak ve takip etmekle  yükümlüdür. İkinci olarak yerel yönetimlerin bu yasal altyapı üzerinden yerele özel çözümleri geliştirmesi, oluşturması  gereklidir. Bu aşamada en önemli unsur ise yerel dernekler, STK’lardır. GSTC kriterleri yöre  insanın da bu sürece dahil olmasını, karar mekanzimalarında yer almasını önemli kılar. 

İşte işin bam teli de burada ortaya  çıkmakta. Bir ülke düşünün ki, kamusu rantçı, -istisnalar hariç- yerel yönetimleri rantçı, sokaktaki insanı  rantçı. Zaten sürdürülemez konuma gelmiş  olan bir yapı bu  koşullarda ne kadar sürdürülebilir kılınabilir?