• 04 Eylül 2026 15:12
  • 1
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Sürdürülebilirlik ve Verimlilik Üzerine

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 04 Eylül 2026 Sürdürülebilirlik ve Verimlilik Üzerine

Önceki yazı aşağıdaki soru ile sonlanmıştı.

”Türkiye, turizmde geçmişte kazandığı üstünlüğü, gelecekte de sürdürebilecek mi?” 

Aslında yanıt çok basit ve kısa olabilirdi. 

Gerçekleri özenle gizleyen, kayıpları salt bu yıla özgü sayan resmi yaklaşımdan vaz geçilirse, yanıt; “evet” sürdürülebilir, olurdu.

Ne var ki, bazı alışkanlıklar sürüyor. 

Süreci kısaca değerlendirmeye çalışalım. 

Turizmin tek disiplinli bir sektör olduğunu savunan, 1950’li yılların anlayışının çok gerilerde kaldığı belli ki, unutuldu. Çok disiplinli, farklı sektörlerle- konaklama, taşıma, pazarlama, yiyecek-içecek- doğrudan ilişkisi ve toplumsal ilişkilerde etkileyici yanı görmezden gelindi.

Turizmciler eskinin “bacasız sanayi” gibi popülist değerlendirmelerini anımsatan, sanal başarı hikayelerinin etkisinden kurtulmakta geciktiler. Oysa dünya şaşırtıcı bir hızla değişiyordu. Bilgi işlem teknolojisindeki hızlı gelişme, dünya ekonomisindeki bazı dengeleri alt üst etti. 

21. Yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, Türkiye; 1980’li yılların ortalarında başlatılan, teşviklere dayalı büyüme modeliyle ulaştığı başarının, bu süreçten nasıl etkileneceğini hesaplayamadı.

”Sürdürülebilirlik” ve “verimliliğin” vazgeçilmezliklerini tartışmak, turizmcilerin gündeminde gereken yeri bir türlü alamadı. 

Bu iki temel olgunun gerçekleşmesi, öncelikle arz/talep dengesine bağlı. İç pazar dinamiklerini dikkate almayan, sanayi ve hizmet dahil hiç bir sektörün uluslararası alanda da başarıya ulaşma olasılığı yok. 

Dünyadaki gelişmelerin farkında olduğumuzu gösteren fiyat politikası izlenmedi. Gündemdeki fiyat dengesizliğine dayalı şikayetlerin; yerli ve yabancı turist ayırımında yoğunlaştığı gözleniyor. Bu değerlendirme; son günlerin siyasal söylemi haline gelen, “yerli ve milli” kavramlarının turizmdeki sürümünü anımsatıyor. 

Bir yanıyla salt tüketicileri sınıflandırmaya dayalı, basit bir tanım değil. Eskinin kayırmacı anlayışına uygun. Geçmişin bacasız sanayi değerlendirmesinin güncellenmiş halini andırıyor. Arz/talep dengesinin yarattığı fiyat eşitsizliğinden kaynaklanan, nedenleri doğru tahlil edilmemiş bir yaklaşım söz konusu. 

Sezon ve sezon dışı dönemleri dikkate alan, dış pazar kaynaklı yüksek kapasite talebi ile daha sınırlı bir zaman diliminde ortaya çıkan, iç pazarın görece düşük kapasiteli talebi arasındaki farkın nedenlerini araştırmak yerine anlamsız spekülasyonlara itibar ediliyor.

Turistin milliyeti fark etmeksizin, kendi belirlediği zaman diliminde, sürekli yaşadığı çevreden kar amacı gütmeden,  geçici bir süreyle geldiği göz ardı ediliyor. Bu açıdan yerli ya da yabancı turist ayrımının bir anlam taşımadığı ortada. 

Yatak arzının yüzde yetmişi aşan bölümü tatil turizmine ayrılan, Türkiye’de tartışmanın yerli ile yabancı turist ikilemine indirgenmesi ilk bakışta garip geliyor. 

Aslında sorun talep ile iç ve dış pazar arasındaki orantısızlıkta. İç pazardaki talebi dikkate alarak geliştirilen, bir yatırım modelinin olmayışı, sezon uzatımını da destekleyecek önlemleri de etkisizleştiriyor..

Günümüz koşullarında; bir zamanların, ”turizm ahlak götürür” ya da “Antalya’da mutlu bir Hollandalı” türü çocuksu değerlendirmelerinin günümüzdeki yansıması diyebiliriz.

Turizmcilerin pek fazla değinmedikleri bir diğer konu da tatil yörelerinde hızla ve çevre kaygısı duyulmadan gelişen, ikinci konutlar. Kayıt dışı ekonominin önemli bir dayanağı olan bu yapılaşmanın etkileri gündeme gelmiyor.

Tarımsal üretim için çok uygun iklim koşullarına ve sulama olanaklarına sahip bölgelerde süren, yapılaşma alt yapı hizmetlerinin yetersizliği açısından, bu bölgelerde yaşayanlar için gündelik yaşamı kabusa dönüşüyor.

Somut örnekleri bir sonraya bırakarak, yapılacaklara odaklanmak doru olacak.

Turizmde Yeni Bir Yol Haritası Gerekiyor

Öne sürülen bütün olumsuzluklara karşın, Türkiye turizmde önemli bir eşiğe geldi. Geçmiş kırk yılda yapılan yatırımlar, oluşturulan tesisler, kazanılan pazarlar ve edinilen deneyim küçümsenemez. Ancak yeni bir dönemin başladığı gerçeğini de kabul etmek zorundayız.

Gelişen ulaşım teknolojisi sayesinde, Dünyanın turizm haritası değişiyor.Turistin beklentileri, enerji maliyetleri, iklim ve teknoloji değişiyor.Türkiye’de turizmin bu değişimin dışında kalması söz konusu olamaz.

Sorunlardan en az etkilenerek çıkış, daha fazla yatak yapmak ya da her yıl yeni turist rekoru açıklamakla sağlanamaz. Gündem;  “mevcut gücümüzü geleceğe nasıl taşıyacağımız” olmak zorunda.

Öncelik turizme temel yaklaşımımız değiştirilmeli.. 

Uzun yıllardır yatırım miktarını, yatak ve ziyaretçi sayılarını başarının ölçüsü olarak benimsedik. Artık başka ölçütlere ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz. 

Basit bir örnek verelim.

Yatırımları değerlendirirken, tesisin kaç yataklı olduğunu bir yana bırakarak, şu soru sorulmalı: “Kaç ay çalışacak?”

Ne kadar gelir yaratıyor?

Ne kadar enerji ve su tüketiyor? 

Kaç kişiye istihdam sağlıyor?

Yerel ekonomiye katkısı ne kadar? 

Çevreye getireceği yük? 

Bu soruların doru yanıtları bulunmadan,  turizmin performansını ölçemek mümkün olmaz.

Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında yeni yatak yatırımlarına daha seçici yaklaşmak gerekiyor.Türkiye’nin bazı bölgelerinde yaşanan sorunun nedeni,  kapasite yetersizliği değil, fazlasıdır.

Önümüzdeki birkaç yılın önceliği yeni tesis yapmak yerine, mevcut tesisleri yenilemek olmalı.

Yaşlanan otellerin yenilenmeleri, enerji verimliliğinin artırılması, su tüketiminin azaltılması, atık yönetiminin geliştirilmesi amaçlanmalı.Böylece işletmelerin rekabet gücü artarken, doğal kaynaklar üzerindeki baskı da azalacaktır. 

Gelecekte harcanan betonun miktarı değil, kaynakların ne kadar akıllı kullanıldığı önem kazanacaktır.

 

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz