• 07 Ekim 2026 16:24
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Turizmde Dijital Kapitülasyon

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 07 Ekim 2026 Turizmde Dijital Kapitülasyon

TBMM Genel Kurulu gündemine gelen bir yasa tasarısı, turizm sektöründeki meslek kuruluşlarını karşı karşıya getirdi. Henüz kamuoyunun geniş kesimlerinin dikkatini çekmeyen tartışma, aslında Türkiye turizminin geleceği açısından önemli bir ayrışmayı ortaya koyuyor.

Bir tarafta Kültür ve Turizm Bakanlığı ile konaklama tesislerinin sahiplerini ve yöneticilerini temsil eden kuruluşlar, diğer tarafta 1972 yılında çıkarılan 1618 sayılı yasayla kurulan TÜRSAB, yani Türkiye Seyahat Acentaları Birliği bulunuyor.

Tartışmanın merkezinde ise dijital rezervasyon ağlarının Türkiye pazarındaki faaliyetlerini düzenleyen yeni hükümler var.

Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy, göreve başladığında dijital kapitülasyonlara izin vermeyeceğini açıklamıştı. Gelinen noktada, geçmişte karşı çıktığı uygulamaların önünü açacak bir düzenlemenin savunucusu konumunda. Türkiye pazarına girişleri sınırlandırılan uluslararası rezervasyon ağlarına, 1 Ocak 2027’den itibaren geniş bir faaliyet alanı açılması öngörülüyor.

Siyasette fikir değiştirmek elbette mümkündür. Ancak değişikliğin gerekçesini açıklamak da kamu yönetiminin sorumluluğudur.

Tasarıdaki asıl sorun, yabancı rezervasyon ağlarının Türkiye’deki faaliyetlerinin 1618 sayılı yasanın kapsamı dışında bırakılmasıdır. Böylece seyahat acenteliği kapsamında değerlendirilen konaklama, ulaşım ve benzeri hizmetleri sunan, uluslararası platformların mevcut mesleki düzenlemelerin önemli bir bölümünden muaf tutulması gündemdedir.

Öngörülen sistemde, gerekli başvuru ve izin koşullarının yerine getirilmesi, Turizm Geliştirme Ajansına 5 milyon lira ödenmesi ve Türkiye’de bir temsilci bulundurulması yeterli olacaktır. Elbette tasarının kesin hukuki sonuçları, kabul edilecek metnin ayrıntılarına bağlıdır. Ancak tartışılması gereken temel mesele değişmiyor: Türkiye’nin turizm pazarında kim, hangi kurallarla ve ne ölçüde söz sahibi olacak?

Yıllardır faaliyetlerini yasayla belirlenmiş kurallar çerçevesinde sürdüren seyahat acentelerinin tepkisi bu nedenle anlaşılabilir. Buna karşılık Bakanlığın, ülkenin en eski meslek kuruluşlarından birini ve temsil ettiği sektörün geleceğini ilgilendiren bir konuda neden bu kadar ısrarcı olduğu da açıklığa kavuşturulmalıdır.

Üstelik sorun yalnızca seyahat acentelerinin mesleki varlığını koruma meselesi değildir.

Uluslararası rezervasyon ağları bugün yalnızca satış yapan aracılar değil. Tüketici tercihlerine, fiyatlara, doluluk oranlarına, destinasyonların görünürlüğüne ve pazarlama stratejilerine ilişkin büyük miktarda veriyi kontrol eden kuruluşlardır. Bu veriler, turizm ekonomisinin en değerli kaynaklarından birini oluşturuyor.

Bir ülkenin turizm pazarını tanımak, yalnızca kaç turist geldiğini ve ne kadar gelir elde edildiğini bilmek değildir. Turistin nereden geldiğini, hangi kanalları kullandığını, neye ne kadar ödediğini, hangi bölgeleri tercih ettiğini ve kararını hangi koşullarda değiştirdiğini bilmektir.

Bu bilgiyi kim kontrol ediyorsa, pazarın geleceğini belirleme gücünü de büyük ölçüde elinde tutar.

Tasarıyla rezervasyon ağlarına getirileceği belirtilen yüzde 17’lik komisyon sınırının da bu açıdan dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Bugün belirli bir oranı kabul etmek, yarın aynı koşulların korunacağını garanti etmez. Pazarın önemli bir bölümünü kontrol eden platformlar güçlendikçe, konaklama işletmeleriyle doğrudan ilişki kurarak fiyatlar ve komisyonlar üzerindeki etkilerini artırabilirler. Böyle bir gelişme, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin pazarlık gücünü zayıflatabilir.

Kısacası mesele, bugün alınacak komisyonun yüzde 17 mi, başka bir oran mı olacağı değildir. Asıl mesele, birkaç yıl sonra Türkiye turizminin satış kanallarını kimin yönlendireceğidir.

Ne var ki sektörün meslek kuruluşları, bu büyük sorunu kendi aralarındaki rekabetin dar çerçevesinde tartışmayı sürdürüyor. Konaklama sektörünü temsil eden bazı yöneticiler, düzenlemeyi seyahat acenteleri karşısında bir pazarlama fırsatı olarak değerlendirebiliyor. TÜRSAB yönetimi ise üyelerini harekete geçirmek için “yerli ve milli” söylemine başvuruyor.

Ne var ki, sloganlar, ekonomik bağımsızlığın yerini tutmaz.

Bir sektörün geleceği, siyasi iktidarla kurulan ilişkilerin yakınlığıyla değil, değişen koşullar karşısında sahip olduğu bilgi, örgütlenme ve pazarlık gücüyle belirlenir. Bugün kısa vadeli çıkarları korumak adına desteklenen bir düzenleme, yarın bütün sektörün hareket alanını daraltabilir.

Çözüm sanıldığı kadar güç değil.

Türkiye’nin turizm verilerini bir araya getiren, güvenli biçimde işleyen ve yetkili kurumlarla sektörün denetimine açık ulusal bir turizm veri bankası kurulabilir. Bu yapı, pazarlama stratejilerinin geliştirilmesine, tüketici eğilimlerinin izlenmesine, fiyat hareketlerinin değerlendirilmesine ve işletmelerin uluslararası platformlar karşısında daha güçlü konumlanmasına katkı sağlayabilir.

Elbette böyle bir sistem, kişisel verilerin korunması, ticari sırların güvenliği ve rekabet kuralları gözetilerek tasarlanmalıdır. Amaç, dijitalleşmeyi engellemek değil, Türkiye’nin kendi pazarını tanıma ve yönetme kapasitesini geliştirmektir.

TÜRSAB ve diğer meslek kuruluşlarının ortak hareket etmesi için hâlâ geç değil.

Aksi takdirde, bugün birkaç milyon liralık izin bedeli ve bir temsilcilik koşuluyla başlayan süreç, yarın Türkiye turizminin en değerli varlıklarından birinin, yani pazarı tanıma ve yönlendirme gücünün, başkalarının eline geçmesiyle sonuçlanabilir.

Kapitülasyonlar artık limanlarda, gümrüklerde ya da ticaret mahkemelerinde karşımıza çıkmak zorunda değil. Bazen bir internet ekranında, bir rezervasyon komisyonunda ve görünüşte masum bir yasa maddesinde de karşımıza çıkabilirler.

Yorumlar

  • Lütfen Bekleyin.

Yorum Yaz