Tekerlekler Turizm için Dönüyor
90’lı yılların başında Almanya’ya gitmiştim. Bir pazar günü Köln/Bonn Havalimanına inmiştim. Ailem beni almaya gelmişti. Eve gittikten sonra yürüyüş yapmak için dışarı çıktık. Kaldırımda yürürken arkamdan bir bisikletin zili sesi gittikçe yaklaşıyordu. Kardeşim beni kolumdan tutarak yanına çekti ve yürüdüğüm yerin “bisiklet yolu” olduğunu söyledi. O yolun özel bir şekilde tasarlandığını da gösterdi. Dakika bir, ders bir ve kültür şoku bir …
Tabi ilk fırsatta ben de bir bisiklet edindim ve bisiklet kullanmanın ayrıcalığını ve lüksünü deneyimlemeye başladım. İlerleyen yıllarda bisikletin aslında Almanya’da özgürlüğün, bireyselliğin, çevreye duyarlılığın ve de sağlıklı yaşamın bir sembolü olduğunu gördüm. Mevsim ya da hava koşulları ne olursa olsun iş insanları da işe gitmek için bisikleti tercih ediyorlardı.
Köln Üniversitesi’nin Almanca kursuna katılıyordum. Sıra arkadaşım bir Japon’du. Cuma günü dersten çıktık ve Pazartesi kursta tekrar görüştük. Hafta sonu ne yaptığımız konusunda sohbet ediyorduk. Sıra arkadaşım Viyana’ya gittiğini söyledi. Ben de ona “trenle, arabayla ya da uçakla mı?” diye sordum. O da bisikletle gittiğini söyleyince epey şaşırmıştım. Araba ile dahi yaklaşık 896 km ve 9,5 saat süren bir mesafe idi… Enteresan bir durumdu benim için. Alışmaya çalıştığım Alman kültürüne ek olarak bir de Japon kültürü şaşırtmıştı beni.
Yıllar sonra doktora eğitimime başlamıştım ve her gün Köln Üniversitesi’nin kütüphanesine giderek çalışıyordum. Kütüphane açılmadan önce orada oluyor ve sürekli aynı masaya oturarak çalışıyordum. Akşam da geç saatlerde eve dönüyordum. Bisikletle ulaşım sağlıyordum. Yine bir akşam, hava kararmıştı. Bisikletle eve dönerken, ana caddeden evin olduğu sokağa dönmeye az kalmıştı ki ileride farları kapalı bir aracın hareket ettiğini hissettim. Yavaşça evin sokağına saptım ve bisikletten inmem gerektiği hissine kapıldım. İndim ve bisiklet yanımda yürüyerek ilerliyordum. Farkları kapalı olan araç yaklaştı ve yanımda durdu. Aracın camı yavaşça açıldı.
-“Guten Abend!”
-Guten Abend!
-Woher kommen Sie?
- Ich komme aus der Bibliothek der Universitaet Köln.
- Dann haben Sie Glück gehabt.
- Worum?
- Weil Ihr Fahrrad keine Lampe hat, und Sie noch leben.
- Das bedeutet 15 € Strafe.
- Ich verstehe!
Araç bir polis aracı idi. İki polis memuru vardı araçta. Direksiyonda bir kadın polis ve yan koltukta da bir erkek polis oturuyordu. Bisikletimin lambasının çalışmadığını görünce peşimden gelmişlerdi. Erkek polis memuru bana nereden geldiğimi sordu ve kütüphaneden geldiğimi söyleyince, hala yaşadığım için çok şanslı olduğumu söylemişti. 15€ ceza da o akşamı ve dersi unutulmaz kılmıştı…
Bisiklet kullanmaya devam ettim, ama kurallara daha çok hassasiyet göstererek…
Yıl 2007… Gran Canaria’da bir info-gezisine katıldım. Gayet keyifli ve verimli bir gezi idi. Sahildeki otelleri ziyaret ettik. En güzel şekilde ağırlanıyor ve şımartılıyorduk. Sonuçta Almanya pazarı İspanya için çok önemli bir kaynak ülke. Sahilden adanın iç kesimlerindeki volkanik arazilere günübirlik bir gezi düzenlenmişti. Yolun bakımlı hali dikkatimi çekmişti ve asfaltın kalitesinin çok yüksek olması da şaşırmıştı açıkçası. Sabah erken saatlerde yola çıkmış, volkanik arazileri görmüştük, öğlene doğru dönüş yolundaydık. Aniden karşımıza nereden çıktıklarını fark etmediğimiz bisikletliler, gruplar halinde geliyordu… Otobüsün önünde ya da arkasında yüzlerce bisikletli… Rehberimiz, bisikletli bu grupların kamp için Gran Canaria’ya geldiklerini, onlara ihtiyaçları olan her türlü kolaylığın sağlandığını ve hizmetin sunulduğunu anlattı.
Önemli bir deniz-kum-güneş destinasyonu olan Gran Canaria bisiklet turizmi ile hem turizmi adanın tamamına yaymış hem de tüm yıl yapılabilir hale getirmişti.






