Turizmde 40 Yıl Öncesi Gibi Düşünmeyi Bırakmanın Zamanı Gelmedi mi?
Her krizin ardından ekonomik faaliyetlerin her alanında yeniden yapılanma çağrıları yapılır. Bu çağrıları yapanların yeniden yapılanmadan ne anladıklarını sormak gelir hep aklıma. 2025, turizmde kriz yılı. Ekonominin bütünü zaten krizden kurtulmuş değil. Krizlere alışığız ve hatta dirençliyiz deriz ama bu alışık ya da dirençli olduğumuz krizlerin yeniden olmaması için de kılımızı kıpırdatmayız. Bu kez de öyle olacak gibi geliyor bana. Turizmde yeniden yapılanma çağrısı yapan meslek kuruluşlarından birinin temsilcisi, geçtiğimiz günlerde yeniden yapılanma ve reforma ilişkin taleplerini sıralamıştı da bir gülme almıştı beni: “Devletin ve özel sektörün el ele verip gerçekleştireceği bir turizm reformuna acilen ihtiyaç vardır. Faiz yükü, SGK primleri, stopaj, KDV ve konaklama vergisinde kalıcı düzenlemeler zaman kaybetmeksizin yapılmalıdır. Bu sadece turizmci için değil, Türkiye ekonomisi için de bir zorunluluktur.”
Meslek kuruluşlarımızdan bugüne kadar farklı bir şey duymadım zaten.
Peki bakanlığımızın gündeminde böyle bir şey var mı dersiniz? Sanmıyorum. Bakanlığımız da yeniden yapılanmayı, turizm tahsislerinde aramaya devam ediyor. Hatırlıyorum, bu bakanlık temsilcilerinden biri, belki de bakanın kendisi, artık Antalya ve Muğla bölgesinde turizm tahsislerine çıkmayacağız, ülkenin farklı bölgelerine öncelik vereceğiz demişti. Daha dün, Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan başkanlığında komisyon Antalya’da toplandı ve beş tahsis için pazarlık sonucunu açıkladı. Bu tahsislerden dördü Antalya ve Muğla’da, sadece biri Kars-Sarıkamış’ta idi örneğin. Aynı gün turizmgazetesi’nde Kemer’in, üstelik de merkezinde kalmış, içinde Idyros antik kentinin de bulunduğu tek yeşil alanında, 900 yataklı bir otelin inşaatına başlandığı ve aklı başında herkesi ayağa kalktığının haberi vardı.
Sayın Alpaslan, yine aynı günün sabahı, bu kez Avrupa Konseyi tarafından Kapadokya’da düzenlenen ve bakanlık ile TGA’nın da paydaşları olduğu Avrupa Konseyi Kültür Rotaları 14. Yıllık Danışma Forumu’nun açılışına katıldı ve bir de konuşma yaptı. Üç gün sürecek forumda, Avrupa Konseyi üyesi devletlerden temsilciler, kültürel miras uzmanları ve akademisyenler kültürel mirasın korunması için stratejiler ve sürdürülebilir turizm modelleri üzerine tartışacaklar. Etkinlik, kültürel rotaların somut ve somut olmayan mirasın korunmasında oynadığı rolü vurgulayarak, başarılı uygulamaları ve geleceğe yönelik etkili yöntemleri öne çıkaracak. Sayın Alpaslan açılışta yaptığı konuşmada “Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bu programı aktif şekilde destekliyoruz…” dedi.
Çeşme’yi 40 yıl öncesinin kafasıyla Turizm Gelişim alanı yapmak
Turizmimizin gerçekten de yeni bir paradigmayla yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Ama bu yeniden yapılanmanın, 40 yıl önce, tüm Akdeniz ve Ege sahilleri boş iken yapılmış turizm geliştirme planlarıyla, artık planı da geçtik, vahşi betonlaşmayla kıyıda ne varsa silip süpürerek beş yıldızlı otel yapmakla sürdürülüp sürdürülemeyeceğine karar vermemiz gerekiyor. Dünya artık farklı şeyleri konuşuyor, tartışıyor. Dünyamız 40 yıl öncesinin dünyası değil. Türkiye de 40 yıl öncesinin Türkiyesi değil. Hele turizm için daha da böyle. İklim krizi diye bir gerçek var. Ve bu krizden en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye çölleşme zonunda. Bu yıl yaşamakta olduğumuz susuzluk bunun bir parçası. Artık her yıl daha geniş alanları yakan orman yangınları da öyle. Sürdürülebilirlik, arada bir çiğnenip geçilecek bir sakız değil. Avrupa’da turizmcilerin, tur operatörlerinin sürdürülebilir turizm çağrıları, sürüdürebilirlik sertifikaları peşinde koşmaları da boşuna değil. Bakanlığımız da bu işe önem verdiğini söylüyor ya, o zaman 40 yıl öncesinin paradigmasını da değiştirmesi gerektiğini bilmesi gerekmiyor mu?
Ama sayın Bakanımız, tıpkı 40 yıl önce Güneybatı Antalya Turizm Geliştirme Planıyla başlanan turizm gelişim projesinin bir benzerini, 40 yıl sonra, yapılaşmanın zaten yoğun olduğu Çeşme’ye dayatıyor. İlginçtir ki, üstelik bir plan da olmadan aynı şey son yıllarda büyük bir vahşilikle Bodrum’da yapılıyor. Sayın bakanın şirketine de tahsis edilen arazilerde…
Sayın Bakan’ın kendi döneminin en büyük projesi olarak ilan ettiği ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla yürürlüğe konan Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi projesi, geçtiğimiz ay Danıştay tarafından kesin olarak iptal edildi. Ancak bakanlığın projedeki ısrarının devam ettiğini biliyoruz. Gariptir ki, İzmir iş dünyası da aynı düşüncede. Henüz açık etmediler ama ÇEŞTOB ve ETİK gibi meslek kuruluşlarımızın sesi hiç çıkmıyor. Belli ki onlar da aynı koronun bir parçası. Hatırlayalım: Bu proje İzmir’in Çeşme ilçesinde Çeşme Yarımadası’nda mevcut, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanların tümünü, 47 Km kıyı şeridi, denizin alanları ve bu alanlardaki beş adet ada, 5.000 hektar orman alanı, içme suyu koruma havzaları, bölgedeki doğal koruma alanları, nitelikli tarım alanları ile zeytinlikler, kültürel ve arkeolojik miras alanları, kısacası şu anda yarımadada yerleşim alanları dışında kalan alanların tamamını içeren 16.000 Hektar (22.400 futbol sahası büyüklüğünde) devasa kamu arazisini kapsıyor. Şaka gibi ama, kuraklığın hüküm sürdüğü, otellerin bu yaz içme suyu bulamadıkları Çeşme'deki bu projenin içinde Belek’ten daha büyük golf sahaları yapılması amaçlanıyor.
Diyeceksiniz ki, devletimiz büyük. Tamam golf alanları su ister, ama devletimiz de suyu bulur, getirir. O zaman bizim de sormamız gerekmiyor mu, devletimiz o bulacağı suyu bugün neden getirmiyor, ortalık susuzluktan kırılırken.
Yazı fazla uzadı. Ama Çeşme Yarımadası için iki güzel haberi paylaşmadan edemeyeceğim. Birisi, Dünya Turizm Örgütü tarafından geçtiğimiz günlerde ilan edilen ve sayın Bakanımızın da sabah erkenden, herkesten önce sosyal medya hesabından paylaştığı, dünyanın en güzel köyleri arasına Türkiye’den giren dört köyden birinin burada olması. O köy, Barbaros köyü. Diğer haber de, Ekonomi gazetesinde sevgili Vahap Munyar’ın iki haftadır köşesine taşıdığı Urla Bağ Yolları. Bildiğiniz gibi Urla, bağcılık, butik şarapçılık ve gastronomi ile öne çıktı ve hem Türkiye’de, hem de dünyada popüler bir destinasyon oldu. Ne mutlu ki, aralarında iş dünyasından insanların da bulunduğu girişimciler, 1990’lardan itibaren bu bölgeyi yeniden bağcılıkla tanıştıran yatırımlara, projelere el attı. Atmaya da devam ediyor.
Vahap Munyar son yazısında, bu yatırımlardan birine öncülük eden Key Urla’nın kurucusu Can Ortabaş ile konuşmuş: “Geçen Cumartesi günü Can Ortabaş’la ‘Uzbaş Arboretumu’nu gezdik, zeytin toplayıp kırdık, 24 villadan oluşan KeyUrla’da sohbet ettik. Ortabaş diyor ki, 'Urla, Çeşme ve Alaçatı’ya gidenlerin geçerken görmediği, farkına varmadığı bir yerdi. Ben 30 yıldır kendimi Urla’ya adadım. Bağ Yolu'nu oluşturmamız, Urla’nın öne çıkmasında lokomotif rolü oynadı… Urla, agro turizmde, gastronomide, sanatta iddialı noktaya geldi. 100’ü bulan iddialı restoranla gastronomi cenneti oldu. Çeşme’de, Alaçatı’da turizm sezonu üç ayı geçmiyordu. Biz şarap işine biraz da bölgede turizm sezonunu uzatma hedefiyle girdik. Gerçekten de Urla’da Bağ Yolu'nun oluşmasıyla Çeşme ve Alaçatı’da da turizm 12 aya yayıldı. Çünkü, Urla’da yeteri kadar konaklama tesisi henüz yok. .. Dünyada birçok sektör birleşerek büyüyor. Nitekim Bağ Yolu'nun ardından Urla Otelciler Platformu da kuruldu. Birbirlerine müşteri gönderir hale geldiler. Gastronomiciler de bir birlik kurdu. Aynı tutum gastronomide de yerleşecek."
Sayın Alpaslan’ın dün açılışını yaptığı Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Forumu’nda ana temalardan biri olan ‘sürdürülebilir turizmde başarılı uygulamaları ve geleceğe yönelik etkili yöntemleri öne çıkaracak' örneklerden biri Urla’da yaşanıyor. Bu örnek dururken, 16.500 futbol sahası büyüklükteki, içinde su koruma havzaları ve zeytinliklerin de bulunduğu devasa alana içinde golf sahalarının da bulunduğu Çeşme Turizm Projesi için ısrarcı olan Sayın Bakan ve İzmirli iş dünyası bizim sesimizi duymaz ama belki bu girişimciye kulak verir.
Diyor ki Can Ortabaş “Su sıkıntısı giderek ülkemizin gündemine daha fazla oturuyor. Tarımda da suyu dikkatli kullanmamız gerekiyor. Peyzajda artık çöl bitkilerine ağırlık verilmesinde yarar görüyorum. Uzbaş Arboretum’da 250 bin adet çöl bitkisi var.”

Lütfen Bekleyin.