Yüreği Elleri Kadar Büyük İnsan: Metin Sözen
Metin Hoca’yı, ÇEKÜL Vakfı’nın başkanı olarak biliyor, izliyordum. Tarih Vakfı’nın mütevellileri arasında birlikte yer almıştık ama vakıf toplantılarında karşılaştığımızı pek hatırlamıyorum. O’nu 2000’li yılların başında yakından tanıma fırsatı buldum. Sahiplerinden biri olduğum şirket, Uluslararası Doğu Akdeniz Turizm ve Seyahat Fuarı’nı (EMITT) organize ediyordu. 2003 ya da 2004 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, Metin Hoca da fuarın açılışına katılmıştı. Tarihi Kentler Birliği yeni kurulmuştu. Hoca da birliğin kurucularındandı. Birliğin yönetim kurulu başkanları, her genel kurulda değişiyor ve bir büyükşehir belediye başkanı tarafından üstleniliyordu. Ama Metin Hoca, danışma kurulu başkanı olarak, birliğin sözü en çok dinlenen insanıydı. Sonraki genel kurullardan birinde danışma kurulu başkanlığı, onursal başkanlığa dönüşecekti.
EMITT, Tarihi Kentler Birliği üyesi olan belediyelerin kendilerini tanıttıkları, koruyup turizme kazandırdıkları ne varsa anlattıkları, gösterdikleri bir platforma dönüşmüştü. Tarihi, kültürel ve turistik değerlerinin var olduğuna inanan tüm kentlerin vitrini gibiydi EMITT ve her sene bu kentlerin katılımı ile güzelleşiyor, canlanıyordu. Metin Hoca da açılışa katıldıktan sonra fuarın beldeler salonunu büyük bir keyifle dolaşıyor, her birini tek tek ziyaret ediyor, valiler, belediye başkanları ve tüm yerel yöneticiler onu ayakta karşılıyor, yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veriyorlar, O da büyük mutlulukla dinliyor, anlatıyor anlatıyordu, her karışını çok iyi bildiği dönüşüm sürecine tanıklıklarını.
Hoca uzun boylu, öyle yapılı birisi değildi. Ama kocaman elleri vardı. O ilk el sıkışını hiç unutmuyorum o yüzden.
Sonra sık görüşür olduk. 2006-2007 yıllarında Tarih Vakfı yönetiminde daha büyük sorumluluklar aldıktan ve özellikle de tarihi Darphane binalarının boşaltılmasına yönelik baskıların arttığı dönemde. Bu süreçte yakın desteğini, tavsiyelerini hiç esirgemedi. Antalya Müzesi’nin tamamlanamayan kuruluş sürecinde de.
Ama en çok 2008-2009 yıllarında, yönetim kurullarında görev aldığımız İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve bir AKB projesi olarak ortaya çıkan Adalar Müzesi’nin kuruluş sürecinde yakınlaştık. Hoca sağ olsun, o güne kadar kuruluşu gerçekleşmiş çeşitli kent müzelerinde deneyim kazanmış ÇEKÜL uzmanlarını da katarak Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’ne paralel sokaklardan birindeki ÇEKÜL merkezinde ağırladı bizi. Orada projemizi anlattık. Önerilerde bulundu. Müzenin açılışına katılamadı ama ondan sonra en az üç dört kez geldi. Hatta yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılında, Adalar’ın da Tarihi Kentler Birliği üyesi olmasının konuşulduğu günlerde, TKB’nin yönetici ve üyelerinden bir grupla müzede toplandık.
Kent müzeciliği konusunda ÇEKÜL ekolü, içinden çıktığımız Tarih Vakfı ekolünden biraz farklıydı. Ama hiçbir konuşmamız ya da ziyaretinde bu farklılığın rahatsızlığını yaşamadık.
Ben O’ndan çok şey öğrendim.
ÇEKÜL, Birgi, Safranbolu, Kemaliye başta olmak üzere küçük, inci misali kentlerin dönüşümünde büyük başarılar kazanmış, öncülüğüyle örnek olmuştu. Safranbolu’nun UNESCO Dünya Mirası listesine girmesinde ÇEKÜL’ün ve hocanın katkıları azımsanamaz. Büyükşehirlerin ağırlıklı temsiliyle kurulan ve artık bu şehirlerden geriye ne kaldıysa kurtarılmasında önemli misyon üstlenen Tarihi Kentler Birliği, aslında bu miras üzerinde bina edildi diye düşünüyorum.
Adalar Müzesi’nin kurulduğu günlerdeydi yanlış hatırlamıyorsam. Yani 2009 ya da 2010 yılı. Hocaya niye İstanbul değil de Anadolu diye sormuştum. Çünkü ÇEKÜL dikkatini tamamen Anadolu’nun tarihi kentlerine vermişti. Kurumun başarılı örnekleri hep oradaydı. Yanıtını hiç unutmuyorum: "Anadolu’da çalışmak kolay," demişti duraksamadan. “Hızlı yol alıyorsun, sözün dinleniyor, arkadan kimse dolanmıyor, saygı görüyorsun, yaptıklarının karşılığını da ortaya çıkan eserlerle görüyorsun… İstanbul’da ise eleştirmek bir tarafa karalamak, çelme takmak için uğraşan çok. Burası birbirini dinlemeyen, daha da kötüsü birbirini çekemeyen insanlarla dolu.”
Haklısın hocam demiştim sessizce, içime doğru konuşarak. Adalar Müzesi’nin kuruluşu sürecinde yaşadıklarım ve hala yaşıyor olduklarımı düşünerek…
Ben öyle çok anlatmamıştım ama belki de uzaktan izliyordu hoca, biliyordu olan biteni. Benim yerime koymuştu kendisini. Kendi yaşadıklarını da ekleyerek…







Lütfen Bekleyin.