• 21 Kasım 2023 15:06
  • 0
  • 10 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Türk turizminde potansiyel riskler

Bu yazıyı dinleyin
Kayhan Taner Özen 21 Kasım 2023 Türk turizminde potansiyel riskler

Türk uluslar arası turizminin küresel salgın ve sonrasında gösterdiği üstün performans ile rakiplerini geride bırakıp Dünya turizm liginde üst sıralara yükseldi. Böylece sağladığı beklentinin üzerindeki gelirler ile döviz sıkıntısı yaşayan ekonomiye deyim yerindeyse can simidi oldu. Bu gelişme sektörde 2024 sezonu için incoming turist sayısında ve elde edilecek gelirde daha yüksek hedeflerin koyulmasına yol açtı. Elde edilen gelir artışı ile birlikte sektör duayenleri ve ekonominin karar vericileri başarıları ve gelecek sezon hedeflerini gururla dile getirdiler ve getiriyorlar. Öte yandan Türk uluslar arası turizmi için her şey güllük gülistanlık mı? Sektöre umulmadık bir darbe vuracak tehditler var mı? Bu soruları da birilerinin değerlendirip, önlemler alması, sektörün geleceği için büyük önem taşımaktadır.

Türk uluslar arası turizminin önündeki riskler ana başlıklarla şöyledir;

Savaş

Savaşlar turizm için en bilinen tehdittir. Savaşın olduğu bir yerde turizm, özellikle tatil turizmi hiç olmaz. Hiçbir aile ya da birey savaş olan bir bölgeye gideyim de iki hafta tatil yapıp kafamı dinleyeyim demez.

Türkiye’nin güneyindeki Filistin topraklarında 90 yıldır süren savaş hali yine şiddetlendi ve on binin üzerinde masum insan hayatını kaybetti. Akabinde İsrail, Ürdün, Lübnan bölgesinde turizm durdu. İsrail’den Türkiye’ye gelen ve potansiyeli bir milyon turisti bulan Pazar yine sıfır noktasına doğru geriledi.

Türk uluslar arası turizminin karşı karşıya kaldığı tek savaş riski elbette sadece Filistin’de yaşanan savaş değildir. Anadolu maalesef tekin bir coğrafyada yer almamaktadır. Türkiye’nin etrafını saran savaş risklerini kısaca saymakta fayda vardır.

Güneyde süren Suriye iç savaşı nereye savrulacağı belli olmayan ve Türkiye’nin de müdahil olduğu bir savaştır. ABD, Rusya, İran, İsrail bu kirli savaşın içindedir. Tarafların her an birbiri ile çatışması ve savaşın yayılması muhtemeldir. Bu savaşı isteyen ve karlı çıkan tek ülke İsrail’dir. İşgal ettiği Golan tepelerini ilhak edip toprağını genişletmiştir. Türkiye ise Suriye ile dış ticaretini ve ülkeye gelen sayısı yıllık 1.200 bine varan turistini kaybetmiştir.

Irak savaşı da ilgili taraflarca her an kaşınabilir. Ülkenin kuzeyinde ABD’nin zoruyla bir Kürt devleti kuruldu ve bu oluşum Türkiye dahil komşu devletler tarafından bir tehdit olarak görülmektedir. Kuzey Irak’ın Doğu Suriye ile birleştirilmesi projesi, istenildiği zaman, bölgesel bir savaşa yol açabilir.

İran’da sol hareketin ABD destekli Şah’ı devirmesi üzerine devreye sokulan Batı destekli Humeyni rejimi şimdi ABD ve İsrail’in hedefindedir.  10 yıl Irak ile savaştırılan İran petrol gelirlerinin verdiği güç ile Ortadoğu coğrafyasındaki gelişmelere müdahildir. Her an bir savaş ile yüz yüze kalabilir. İran vatandaşları Rusya’dan sonra Türkiye’de en çok gayrimenkul alan gruptur ve son yıllarda bir milyon turisti zorlayan kapasitesi ile Türk turizmi için güvenilir bir pazardır.

Azerbaycan nihayet Ermeni işgalindeki topraklarını geri alarak bundan sonrasında savaş riskini azaltmıştır. Enerji gelirleri ile Azerbaycan Türk ekonomisi ve turizmi için önem arz etmektedir. İran ise Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ı desteklemektedir çünkü kendi vatandaşı olan Azerilerin manipüle edilebileceğini düşünmektedir. Azeri-Fars savaşı çıkarılabilir mi? Neden olmasın.

Ermenistan ve ahalisi önümüzdeki dönem barış fırsatını kaçırmayacaktır. Türk ticareti için kapı açılacaktır. Yeter ki Ermeni hükümetleri Batı baskısına direnebilsin.

Gürcistan Rusya gerçeğini kabul ettiğinden buyana kendi yolunda gitmektedir. Bulgaristan ile Türkiye’nin sorunsuz komşusudur. Şimdilik.

Rusya, düşük profilli bir savaş ile kendi ekonomisine ve Ukrayna ile birlikte Avrupa Birliği ekonomisine zarar vermektedir. Bu üç pazar Türk uluslar arası turizminin temelidir. Savaşın şiddetlenmesi ve istenilmeyen evrelere geçip yayılması turizm için ciddi tehdittir. Pazar ülkelerin refahının artırması destinasyonların refahının artmasıdır.

Romanya ve Bulgaristan AB’ye girdikten sonra dış ve iç politikalarında demokratik ve akılcı bir yol izlemeye başladılar. Uluslar arası çatışmalardan uzak duran bu iki ülke kalkınmasına odaklandığı için halklarının refahı artmakta dolayısıyla Türk turizmine kaynak sağlamaktadırlar. Elbette Bulgaristan’ın geçmiş ayrımcı politikaları hafızalardadır fakat AB üyesi olduktan sonra demokrasi denizinin bir adası olmuştur.

Yunanistan, Ege Denizindeki adaları ve Batının kültürel propaganda desteği sayesinde uluslar arası turizmden önemli ölçüde pay alan ve ekonomisinde turizm gelirlerinin büyük pay aldığı bir AB ülkesidir. Türkiye’nin ve turizminin komşusudur fakat iç v e dış politikasında Türk düşmanlığı temasını bolca kullanır ve böylece Batı’nın desteğini sağlam tutar. Ekonomisinde dış desteğe ihtiyaç duyduğu için dış politikasını para koparabileceği yerlere yaranmak için sürekli gerginlik çıkarmak için kullanır. Sonuç, Ege’de turizmin gelişmesini engellemek olarak ortaya çıkar ama AB üyeliği nedeniyle bir savaş çıkaracak durumda değildir.

Kıbrıs Rum Kesimi ise uydusu olduğu Yunanistan’dan farklı değildir. Uydurma bir mağduriyeti sürekli satmakta KKTC ve Türkiye için suni sorunlar yaratıp en enerjilerini boşa harcatmaktadır. AB üyeliğini arkasına alıp sürekli tahrik yaratmakta ise de elli yıldır çatışmadan uzak kalabilmiştir. Yine Kıbrıs meselesi birileri tarafından her an kurcalanabilecek bir potansiyele sahiptir. 

Görüleceği üzere Türk uluslar arası turizmi için savaş tehdidi gerçek ve çok yakındır. Neyse ki turizm sektörü Birinci Körfez Savaşından buyana savaşlara karşı şerbetlidir, yöneticileri, yatırımcıları ve paydaşları şaşırmamaktadır.

  Ekonomik kriz

Türk ekonomisinin içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamı gün geçtikçe daha kompleks bir hal almakta, krizin yarattığı kurumsal değişim yerini sağlamlaştırmaktadır. Sorunların çözümü, özellikle gelir dağılımındaki bozulma, daha uzun süreleri gerektiren yoğun çabalarla ancak mümkün olacaktır.

Finansal yapılardaki sıkışıklıklar da yatırım kredilerinin faizlerini yükseltmekte, sabit yatırımı yüksek olan konaklama sektörüne yatırım yapacak yatırımcıların ihtiyacı olan finansmana ulaşmalarını zorlaştırmaktadır. Turizm yatırımlarının azalmasının bir sebebi de budur.

Genç, kentleşmiş ve tüketime aç nüfus borçlanma pahasına tüketmekte, tasarruflar yetersiz kalmakta, yatırıma, üretime yeterince kaynak aktarılamamaktadır. Tüketim ekonomisi tıkanma sinyali verdikçe, ekonominin koşar adım bir durgunluğa doğru gittiği ortaya çıkmaktadır.

2023 sezonunda bu durumun etkisi görülmüş iç turizm talebi %20’nin üzerinde gerilemiştir. Antalya destinasyonu -%10 ile daha az gerilese de Dalaman, Bodrum -%20 vve üzerinde düşüş ile sıkıntı yaşamışlardır. İç turizmdeki düşüşün önümüzdeki yıllarda da süreceğini öngörmek hiç hata olmaz. 

İç turizm olmadan incoming turizmle yürümek mümkündür ama risk içerir. %20-30 arasında olan iç turizm işletmecilerin elini güçlendirir ve sektörü korur. Aksi takdirde geçmişte olduğu gibi turisti başka destinasyona gönderiyoruz diyerek dışarıdan fiyat düşürme baskısı gelebilir. 

İç karışıklıklar

Terörist saldırılar, siyasal belirsizlikler, kitle gösterileri, aşırı güvenlik tedbirleri, demokrasideki görünümde bozulma gibi iç istikrarı bozan unsurlar elbette uluslar arası turist talebinde düşüşe (özellikle yüksek gelir gruplarında) yol açar. Türkiye’de genel seçimler sona ermekle birlikte belediye seçimleri iç siyaseti gerecektir. Asıl sorun ülke içinde yaşayan mültecilerin yaratabileceği sorunlardır. İç güvenlik bürokrasisinin tecrübeli olması ve toplumun sağ duyulu yaklaşımı iç karışıklıklar riskini önemli ölçüde azaltmakla beraber turizm için hala göz önünde bulundurulması gereken bir risktir.

Dış politika

Türkiye bir turizm ülkesidir. Yılda 100 milyar $’ın üzerinde dış ticaret açığı veren ekonominin bu zararının yarısını incoming turizm geliri karşılamaktadır. Türkiye’nin dış politikası da uluslar arası turizm sektörünün ihtiyaçlarını ön plana çıkaran bir anlayışta olmalıdır.

Politika yapıcılar pazar ülkeler ile ilişkileri iyi tutmalı, karşılığı olmayan politik çekişmelerden uzak durmalıdırlar. 2014 yılında yaşanan uçak olayı 2015 yılında 4 Milyon Rus turist kaybına yol açmıştır. Bu bir güvenlik sorunudur ve anlaşılabilir fakat akabinde Almanya, Hollanda ve İskandinavya ile yaşanan uluslar arası gerilimler (2016 sezonu ve sonrası) ciddi turist kayıplarına yol açmıştır. Günümüzde aşırı etkin medya her bireye kolayca ulaşabilmektedir. Elbette turistin tatil tercihinde de çok etkili olmaktadır. Dış politikada alınan kararların pazar ülkelerin kamuoyunda nasıl bir etkiye yol açacağı hesaba katılmalıdır.

Uluslar arası örgütlere katılmak hatta yeni bölgesel uluslar arası örgütler kurmak turizm için büyük yararlar sağlar. AB üyeliğinden geri adım atılmaması ve üyeliğe ulaşılması Türk turizmi ve ekonomisi için çok önemlidir. 

Ayrıca Türkiye bölgesel paktlar oluşturarak Doğu Akdeniz’i barış bölgesi yapmalıdır. Bu turizm için olmazsa olmazdır. Bu amaçla hemen bir uluslar üstü (supranasyonal) turizm örgütü kurulmalıdır.Bu yeni örgüt vasıtasıyla bölgenin turizm politikaları oluşturulup, sorunlara çözüm aranmalıdır. 

Siyasi gelişmeler 

Ülke içindeki siyasal gelişmeler de uluslar arası turizme doğal olarak etki etmektedir. Örnek vermek gerekirse İstanbul’daki otel yatırımcılarının lobisiyle alınan kısa süreli kiralık ev yasağı uluslar arası turizmi kısıtlayacaktır. 

Milliyetçi baskılarla alınan, vatandaşlık için istenen kriterlerin zorlaştırılması kararı ve oturma izni için istenen satın alınan gayrimenkulün değer limitinin artırılması bu gruptaki turizm aktivitesini de azaltacaktır. Konut satışındaki azalma ile geniş istihdam sağlayan inşaat sektörü de olumsuz etkilenecektir. Fakat en büyük darbeyi tarifeli uçuşlardaki düşüş ile sürekli artırılmak istenen münferit turist gelişindeki azalma vuracaktır. Halbuki tarifeli uçuş 12 aya yayılan turizm demektir. Turist başına daha fazla gelir demektir.    

Altyapı yatırımları da siyasal beklentiler ile gerçekleştirilebilmektedir. Halbuki ekonominin yapısı gereği altyapı yatırımları gelir getiren sektörlere öncelik verilerek yapılmalıdır. Ulusal ekonomiye 30 Milyar $’ın üzerinde girdi sağlayan Antalya’da demir yolu, otoyol, cruise sektörüne uygun limanı yoktur. Belediye altyapı yatırımları da yok denecek kadar azdır. Birçok yerde kanalizasyon dahi yoktur. Ulaşım sistemi yetersizliği turizme darbe vuracak boyuttadır. 

İç siyasetin turizm sektörünün ihtiyaçlarını daha fazla göz önünde tutması gereklidir. Örneğin teşvik politikası tekrar gözden geçirilmeli ve Tarsus gibi yeni destinasyonların açılabilmesi için nakit teşvikler verilmelidir.

Sonuç olarak uluslar arası turizmde işler turist sayısı, turist başına gelir ve toplam gelir olarak iyiye gitmektedir. Fakat yukarda saydığımız riskler de göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim sektöre yeni yatırımların görece az olması potansiyel yatırımcıların karar almasında riskleri değerlendirdiklerini göstermektedir.