• 26 Eylül 2020 20:49
  • 0
  • 5 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Çeşme ve Turizm Bölgesi Projesi

Bu yazıyı dinleyin
Bahattin Yücel 26 Eylül 2020 Çeşme ve Turizm Bölgesi Projesi

Turizm ekonomisinin 150 yıllık bir geçmişi var. 

İki Dünya Savaşı arasında durma aşamasına gelen bu uzun yolculuk, son 25 yılını geleneksel ile sayısal (digital) teknoloji arasında süren, amansız  rekabet ortamında geçirdi. 

Bu süreçte ülkelerinin dışına çıkanların sayıları ve ait oldukları gelir gruplarına bakıldığında, orta ve alt gelir grubundaki tüketicilerin sayılarının arttığını gözleniyor.

Sürekli büyüyen arz ve artan talep; WTO verilerine göre 2018 yılında dünyadaki turist sayısını 1,3 milyar kişiye ve harcama toplamını ise 1,4 trilyon dolara yükseltti.

Bu gelişmeler; dünya turizm hareketinin yüzde 55’inin gerçekleştiği ve içinde Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz’de; farklı turizm türlerine dönük yatırım arayışlarını da körüklüyor. 

Türkiye pandemi öncesinde turist gelişleri açısından Dünya sıralamasında 6.Basamakta bulunmasına karşın, kişi başına harcamalarda -WTO verilerine göre- Dünya ortalamasının yüzde 40 altında gelir sağlayabiliyor.

Çelişkili bu tabloyu tersine çevirme amaçlı girişimler, her iktidar döneminde farklı başlıklar altında gündeme gelseler de, bir türlü istenen sonuç alınamıyor. 

Örneğin; “bize zengin turist lazım, gelenler para harcamıyorlar” başlıklarıyla seslendirilen eleştiriler, daha yüksek gelir elde etmek isteyenlerin isteklerinin bilinçsizce dışa vurulmasıdır.

Pandemi öncesinde Türkiye’de sektör ve bakanlığın üzerinde fazla durmadıkları en önemli gelişme, turizmde köklü değişimleri zorunlu hale getiren, dünyada tüketici taleplerinde ortaya çıkan farklılaşmadır.

Büyük kapasiteli, insan ile doğayı ve hepsinden daha önemlisi, gidilen ülke ya da bölgede yaşayanlar ile turistlerin bir araya gelmelerini güçleştiren, bazı hallerde engelleyen turizm ürünlerinin, beklenen ölçülerde talep yaratamayışı üzerinde durulmamakta, genellikle reklam ve tanıtım eksikliğinden yakınılmaktadır.

Pandemi ile belirginleşen, insanı doğa ile ilişkisini güçlendirmeye, kendi imkanlarıyla sağlayabileceği, başta hijyen ve korunmaya elverişli büyüklüklere yönelim, önümüzdeki dönem turizm sektöründe talebi en fazla belirleyecek gelişme olacaktır.

Geçmişte kalan, günlük yaşamdan koparılmış bir tür izole hayat tarzını zorlayan bölge planlamaları, dünyada terk edilmişken, Kültür ve Turizm Bakanı tarafından gündeme getirilen Çeşme Projesi’nin, bu haliyle Türk turizmine ifade edilen katkıları yapması çok güçtür.

Projeye İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Ticaret Odası Başkanlarının ortaklaşa destek vermeleri ise kolay anlaşılır bir yaklaşım değildir.

Yapılan açıklamalara bakıldığında, geçmiş dönemlerden kalan, yüksek yoğunluklu yapılaşmaya dayalı entegre yatırım modeli, Çeşme’de günlük yaşamdan koparılan, izole bir turizm bölgesinin tasarlandığı kuşkularını arttırmaktadır. 

“Çeşme Turizm Bölgesi” adı verilen bu projede; 12.017 hektar (120.000.000 m2) alanda projelendirilen yapılaşmadan bağımsız olarak, 11 ayrı Turizm Merkezi planlanacağı anlaşılıyor. “Çeşme Turizm Bölgesi” Proje alanı dışında tasarlanan bu merkezlerin de eklenmesiyle, uygulama alanı 18.000 hektarı geçiyor.

Çeşme Yarımadasının kapladığı alanın yüzölçümünün 30.000 hektar olduğu göz önüne alınırsa, yarımadanın yarısından büyük bölümü Turizm Bölgesi haline getiriliyor.

Projede ayrıca bölgedeki 42 Km. uzunluğundaki kıyı bandı tümüyle yerli ve yabancı yatırımcıya irtifak hakkı tesis edilerek devredileceği belirtiliyor. 

Bu uygulama kıyıların tahsis sahipleri dışındaki yurttaşlara -bir anlamda- yasaklanmasına yol açacaktır. 

Anayasaya göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Ayrıca bu bandın dışında kalan 20.000.000 m2 deniz alanı ve üzerindeki adalar da tahsis verilen girişimcilerin tasarruflarına geçmektedir.

Proje kapsamında bulunan 52.500.000 m2 orman alanı da tahsisler nedeniyle özel mülkiyet gibi değerlendirilerek, ağaçları kesilecek ve Çeşme Yarımadasından 12  golf sahası yapılacaktır.

Değinilmeyen bir başka sakıncalı konu ise; projelendirilen turizm bölgesinde 6.000.000. m2 büyüklüğündeki alanın mera oluşudur. 

Anayasaya göre meralar tarım ve hayvancılık amacı dışında kullanılamaz ve köylere tahsis edilir.

Ancak 6.000.000. m2 mera alanı tahsis sahibinin özel mülkü olacak çevredeki hiçbir köy meralardan yararlanamayacaktır.

Çeşme Turizm Bölgesi sınırları içinde kalan 1.000.000 m2 zeytinlik ve nitelikli tarım alanları da kapsam içine alınarak, tahsis yöntemiyle girişimcilere devredilecektir.

Çeşme Turizm Bölgesi içinde bulunan 3.000.000 m2 alan doğal sittir. ( Nitelikli Koruma ve Sürdürülebilir koruma alanı) Örneğin “Alaçatı Gölobası” mevkii doğal yapısıyla çok özel bir bölgedir. Türkiye Natura 2000 habitatları arasında korunması öncelikli alanlar arasına alınmıştır. Ancak golf sahası yapılacak alanlar içine  alınmaktadır.

Proje hayata geçirilirse, Çeşme yarımadasının üçte ikilik bölümü “Çeşme Turizm Bölgesi” ve eklenecek 11 adet turizm merkezinden oluşacaktır.

Turizm Tahsis Kanunu gereğince Cumhurbaşkanı kararı ile Bölgenin tamamında -yani yarımadanın üçte ikisinde- bir yabancı yatırımcı ya da girişimci lehine bir tür özel mülkiyet hakkı tanınmış olacaktır. 

Bu durumda tahsisli araziye (yani yarımadanın üçte ikisini kaplayan alana, Çeşme Yarımadasının ormanlarına, kıyılarına, meralarına, adalarına ve denizlerine) hiç kimse giremeyecek ve yararlanamayacaktır.

Sonuç olarak; Çeşme yarımadasında özel yasa hükümlerine dayalı, ülkemizde rastlanmayan türden bir Turizm Özerk Bölgesi kurulacaktır. 

Çeşme'nin bu durumda yerli nüfusunun, esnafın ve projeden umutlanan tüccarın ek yarar sağlanacağına ilişkin beklentileri boşunadır. 

Türkiye’de yaşam biçimi ve İzmir ile bütünleşik yapısı nedeniyle, kentli kültürü ile kırsalın uzun yıllar boyunca oluşan renkliliğini birleştiren Çeşme’nin rant uğruna beton talanına uğramasından en büyük zararı, Çeşme ve İzmir ’li yurttaşlar göreceklerdir.