• 20 Nisan 2020 21:32
  • 0
  • 6 DAKİKA OKUMA SÜRESİ

Sümer akat: turizmde idealist olmak

Bu yazıyı dinleyin
Yavuz Ataç 20 Nisan 2020 Sümer akat: turizmde idealist olmak

 

Sümer Akat gibi idealist bir İzmirli, 22 Aralık 1985 tarihinde 14 ortağın katılımıyla kurulmuş Türkiye’nin ilk özel havayolu şirketine neden `İstanbul Hava Yolları` adını verdiklerini şöyle anlatıyor. 
 
Ben, Yener ve rahmetli Yücel Meydan Köln’de ‘Bizim Mutfak’ isimli restoranda yemek yiyorduk. 
 
Konumuz uçak şirketi ve unvanının ne olacağıydı. 
 
Son haftalarda birçok isim üzerinde tartışmıştık. 
 
Birçok isim ya mevcuttu ya da Türkiye’ye uymuyordu. 
 
Zaman hızla ilerliyordu ve biz hala isim arıyorduk. 
 
Bir taraftan yemek yiyor ve rakı içiyorduk. 
 
Ben klasik Türk müziği çalınmasını istedim. 
 
Münir Nurettin Selçuk’un kasetini çalmaya başladılar.
 
“Dönülmez Akşamın Ufkundayız” şarkısının, “Vakit çok geç. Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül” mısraları söylemeye başlayınca, lokantanın duvarlarını süsleyen eski İstanbul gravürlerini fark ederek, hemen Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini keşfettiği gibi, “Yener, Yücel buldum, buldum” diye bağırmaya başladım. 
 
Onlar da “Ne buldun?” diye sorunca, şirketin ismi İstanbul Hava Yolları - Istanbul Airlines ve amblemi de lale olacak” deyince, hiç itirazsız kabul edildi. 
 
Kadehler tekrar dolduruldu, galiba biz Türklerin rakı içmesinde ve Türk müziğinde bir keramet vardı..
 
1974 yılında UFO-Reisen. 1981 senesinde Sonnenreisen ve 1985 yılında İstanbul Hava Yolları markalarının yaratıcısı olan rahmetli Sümer Akat ile rakı masasında, segâh makamında bir şarkı dinlemek ne yazık ki nasıp olmadı ama 80`li yılların sonlarına doğru İstanbul’da yaşanmış bir anımı anlatabilirim. 
 
Kendisiyle ilk karşılaşmam değildi. 
 
Çünkü daha önce ofislerimizin bulunduğu apartmanın merdiveninde birkaç kez selamlaşmıştık. 
 
Bir akşamüstü, Atatürk bulvarında, Pertevniyal Lisesinin karşısındaki Halley Tur ofisinin kapısını açıp, Yücel Meydan geldi mi? diye sorarak, içeri girmişti. 
 
Yorgun gözüküyordu. 
 
Girişin hemen yanındaki müşteri bekleme sandalyesinden birine oturdu. 
 
Derin bir nefes aldıktan sonra pilot seyahat çantasına uzanıp, buzunuz var mı? Yoksa bir zahmet yukarıdan (German Tur, ofisinden) getiriver dedi. 
 
O dönemlerde Yücel Meydan olsun, Sümer Akat olsun yanlarında taşıdıkları pilot çantaları içinde viski eksik etmezlerdi. İsteyen bu pilot çanta mevzusunu sayın Vural Öger’den teyit ettirebilir. Çünkü o sürekli yanında taşıdığı pilot çantasının içinde bir şişe viskinin yanı sıra mutlaka bir kutu Küba purosu bulunurdu.
 
Yani pilot çantasının hiç yabancısı değildim. Buzdolabından birkaç parça buz alarak bir bardağın içine koyarak bir şişe maden suyu ile birlikte sandalyenin üstüne bıraktım. 
 
Görevimin ne olduğunu sordu. 
 
Turizm bölümünde çalıştığımı. otel anlaşmaları ve rezervasyonları, havalimanı transferi, otel rehberliği ve şehir turu yaptığımı söyledim. 
 
Ara sıra check-in işlemlerine de giderdim ama söylemedim.
 
Bunun üzerine Aksaray, Laleli ve Beyazıt bölgelerindeki yeni otel inşaatlarını sordu. 
 
Yapılmakta olan yeni otellerle birlikte bu tarihi bölgelerin cehresinin değişeceğini anlatmıştı. 
 
Ancak bu bölgelerin öncelikle güvenlik, temizlik, yeşillik, ışıklandırma sorunlarının çözmesi gerekir. 
 
Ayrıca turistlere daha rahat dolaşmalarını sağlayacak tramvay, yürüme ve bisiklet rotaları gibi alternatif ulaşım seçeneklerde sunulmalı diye söyledikten sonra. Neyse, Mutlu bey merak eder diyerek yukarı çıkmıştı.
 
Yıllar sonra Düsseldorf havalimanında karşılaştık. 
 
Dalaman uçuşunu bekliyordu. 
 
Merhaba Sümer Bey, ben Yavuz hatırladınız mı deyince. 
 
Sen Yücel’in yanında çalışan çocuk değil misin diyerek, neler yaptığımı sormuştu. 
 
Hollanda’dan, Oad Reizen’nden bahsedince. 
 
Biz onlara uçak veriyor muyuz diye sordu. 
 
Hisselerini devretmişti ama hâlâ İstanbul Hava Yollarını şirketi gibi görüyordu.
 
Herşey dahil uygulaması içinse söyle söylüyor. 
 
“Arkadaşım, bu turistleri kuzu kabul edin, sadece tüylerini traş edin, derisini yüzmeyin, işkembesine kadar yemeyin’ dememe rağmen, devam ettiler. 
 
Turistleri çarşı pazarda dahi rahat bırakmıyorlar, canlarından bezdiriyorlardı. Bu husus, lokantalara, kafelere kadar sirayet etti. 
 
Şimdi kan ağlayan esnaf, tur operatörlerinin otelciler ile beraber getirdiği “herşey dahil” sistemini kaldırılmasını istiyor. 
 
Kendi düşen ağlamaz ama bu uygulama turist için iyi olmakla beraber, turizm için çok kötü olmuştur. 
 
Turizmin amacı insanların ön yargısını kaldırmak ve Türkiye’nin tanıtılması sağlamaktır...”
 
Neyse, Corona virüs sonrası sezonluk çalışanlarına ‘şimdi beni rahat bırakın’ diyerek bekleme pozisyonuna geçen birçok otelcinin yaşanan bu salgının normalleşmesi ardından ‘keşke’ Avrupa’da Sümer Akat, Yücel Meydan ve Vural Öger gibi Türk tur operatörleri olsaydı diye söyleyeceklerini tahmin ediyorum. 
 
Çünkü Avrupa’daki ülkelerin vatandaşlarına yönelik şimdilik medya üzerinden sürdürdüğü “Tatilini kendi ülkende yap. Paranı kendi ülkenin ekonomisi için harca” şeklindeki kampanyanın sadece bir eylem boyutunda kalmayacağını biliyorum.
 
Kısacası salgının normalleşmesi sonrası turizmin hızlı bir şekilde tekrar eski durumuna gelmesi ancak farklı düşünen, risk alan, tatilcinin ihtiyaçlarını bilen, yeni ürün ve hizmet sunan ve sektörü iyi tanıyan idealist vatansever kişiler sayesinde olur. 
 
Armut piş, ağzıma düş diye bekleyen kişilerle bu iş çok daha uzun sürebilir, çok uzun yıllar bile alır.
 
Türk turizmine büyük hizmetleri bulunan ve turizmin gelişmesinde kanımca en önemli rolü oynayan bu kişilerin kıymeti ne yazık ki bilinmedi...